<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	xmlns:georss="http://www.georss.org/georss" xmlns:geo="http://www.w3.org/2003/01/geo/wgs84_pos#" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/"
	>

<channel>
	<title>simurg</title>
	<atom:link href="http://simurg555.wordpress.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://simurg555.wordpress.com</link>
	<description>söyledim ve ruhumu kurtardım</description>
	<lastBuildDate>Mon, 07 Dec 2009 15:26:08 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.com/</generator>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<cloud domain='simurg555.wordpress.com' port='80' path='/?rsscloud=notify' registerProcedure='' protocol='http-post' />
<image>
		<url>http://www.gravatar.com/blavatar/9cda28418af3135343780fe6a1366367?s=96&#038;d=http://s.wordpress.com/i/buttonw-com.png</url>
		<title>simurg</title>
		<link>http://simurg555.wordpress.com</link>
	</image>
			<item>
		<title>tan gazetesini basıp, yerle bir edenler</title>
		<link>http://simurg555.wordpress.com/2009/12/04/tan-gazetesini-basip-yerle-bir-edenler/</link>
		<comments>http://simurg555.wordpress.com/2009/12/04/tan-gazetesini-basip-yerle-bir-edenler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 22:13:38 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[feza kürkçüoğlu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurg555.wordpress.com/?p=2552</guid>
		<description><![CDATA[feza kürkçüoğlu
yıl 1945&#8230; 3 aralık günü, ulus gazetesinden sonra ikinci &#8220;halk partici&#8221; gazete olan tanin gazetesi iri puntolarla yazılmış bir başlıkla çıktı: &#8220;kalkın ey ehli vatan!&#8220;&#8230;
ünlü gazeteci hüseyin cahit yalçın`ın kaleme aldığı yazı, &#8220;hür vatandaşlara&#8221; hitaben yazılmıştı:
&#8220;büyük vatansever namık kemal`in sesi bugünün parolasıdır. mücadele başlıyor. ve başlamak lâzım. çünkü en azgın ve insafsız bir propagandanın, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2552&subd=simurg555&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>feza kürkçüoğlu</strong></p>
<p>yıl 1945&#8230; 3 aralık günü, ulus gazetesinden sonra ikinci &#8220;halk partici&#8221; gazete olan tanin gazetesi iri puntolarla yazılmış bir başlıkla çıktı: &#8220;<strong>kalkın ey ehli vatan!</strong>&#8220;&#8230;</p>
<p>ünlü gazeteci hüseyin cahit yalçın`ın kaleme aldığı yazı, &#8220;hür vatandaşlara&#8221; hitaben yazılmıştı:</p>
<blockquote><p>&#8220;büyük vatansever namık kemal`in sesi bugünün parolasıdır. mücadele başlıyor. ve başlamak lâzım. çünkü en azgın ve insafsız bir propagandanın, türk vatandaşlarının ruhuna her gün en yakıcı, yeis verici, ümit kırıcı bir propaganda zehirini dökmesine müsaade edemeyiz. bir vatan sahibi olmak, bu vatanın içinde hür ve müstakil yaşamak isteyen her türk bu propagandaya karşı koymaya mecburdur. `görüşler` dergisini açıp da bayan sertel`in `zincirli hürriyet` makalesini okuduğum zaman, sayfayı süsleyen bu kıpkızıl demirlerle, bize nasıl bir hürriyet hazırlamak istediklerini derhal anladım. bayan sertel şöyle diyor: `hür insanlar cemiyetinin en büyük şiarı, geniş halk kitlelerinin menfaati için ica-bederse, şahsi menfaatlerini feda etmektir.` komünist edebiyatıyla meşgul olmamış olanlar bu satırların altında gizlenen mânayı gözden kaçırabilirler. geniş halk kitlelerinin menfaati namına hürriyetlerin feda edildiği yer rusya`dır. bunları susturmak için, cevap vermek hükümete düşmez. söz, eli kalem tutan gazetecilerin ve hür vatandaşlarındır.&#8221;</p></blockquote>
<p><span id="more-2552"></span><a href="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/12/cumhuriyet-tanbaskini.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2553" title="cumhuriyet-tanbaskini" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/12/cumhuriyet-tanbaskini.jpg?w=300&#038;h=250" alt="" width="300" height="250" /></a>evet, yakın tarihimizin utanç sayfalarından biri olan &#8220;tan gazetesi baskını&#8221;ndan söz ediyoruz. hüseyin cahit yalçın; komünistlere, yani basının hedef haline getirdiği zekeriya ve sabiha sertel`e, gazeteleri tan`a karşı: &#8220;söz, eli kalem tutan gazetecilerin ve hür vatandaşlarındır.&#8221; demekteydi. eli kalem tutan gazeteciler kutsal görevlerini kat be kat yerine getirmişlerdi, şimdi sıra &#8220;hür vatandaşlardaydı&#8230;</p>
<p>hüseyin cahit yalçın`ın başlığı namık kemal`den ödünç alınmıştı. namık kemal; &#8220;kalkın ey ehli vatan!&#8221; derken, milleti abdülhamit`in baskı rejimine karşı ayaklanmaya çağırıyordu, hüseyin cahit yalçın ise, &#8220;demokrasi ve özgürlük&#8221; isteyenlere karşı saldırıya. ne gam!..</p>
<p><strong>&#8220;g&#8221; harfini ters çevir&#8230;</strong><br />
4 aralık 1945 günü olan olayları sadece hüseyin cahit yalçın`ın sırtına yüklemek insafsızlık olur. onun yazısı bir işaret fişeğidir. hür (!) basının diğer ünlü kalemleri de, sertellere saldırmıştı. tan gazetesini yönetmekte olan sabiha ve zekeriya sertel, 1 aralık 1945 `te &#8220;haftalık düşünce dergisi&#8221; görüşler`i çıkarmaya başlar. görüşler dergisi çıktığı gün tükenerek ikinci baskısını yapar. derginin kapağında; bayar`ın, menderes`in, köprülü`nün ve tevfık rüştü araş`in isimleri de derginin yazarları olarak duyurulur. tanin ve cumhuriyet gibi o yıllarda faşizmi savunan gazetelerde, görüşler karşıtı yazılar yayınlanır.</p>
<p>cumhuriyet gazetesinin 4 aralık`ta birinci sayfadan yaptığı yorum tarihe geçecektir:</p>
<blockquote><p>&#8220;görüşler kelimesinin `g` harfi ters çevrildiğinde ve bir kısmı parmakla örtüldüğünde orağa benziyor. bizim yoldaşlar nihayet maskelerini attılar. `yeni dünya` ve `görüşler` kızıl propaganda organlarıdır.&#8221;</p></blockquote>
<p>sertellerin komünist olduğunu ispat etmek için biraz fazla zorlamışlar değil mi? &#8220;g&#8221; harfini ters çevir, parmakla ucunu ört&#8230;</p>
<p>&#8220;tan gazetesi baskını&#8221; olarak bilinen olaylara geçmeden önce birkaç satırla o günlerin türkiye`sinden söz edelim. ikinci dünya savaşı`nı sıkıyönetim ile geçiren türkiye`de, &#8220;tek parti&#8221; tartışmaları yaşanmaktadır. cumhurbaşkanı inönü, 1 kasım 1945`de meclis`te yaptığı konuşmasında &#8220;ikinci bir partiye&#8221; gerek olduğunu vurgulayacak, &#8220;demokrasiye geçişin müjdesini&#8221; verecektir. cumhuriyet halk partisi(chp) içindeki muhalefet; bayar, menderes, köprülü ve ko-raltan yeni bir parti kurmak için hazırlıklara başlayacaktır. her zaman olduğu gibi hükümet basının muhalif çizgisinden rahatsız olur ve&#8230;</p>
<p>bu rahatsız edici sesi susturmak için kolları sıvar. özellikle tanin ve cumhuriyet gazetelerinde sürdürülen yayın çizgisi ile türk gençliğinin heyecanı kabartılır, planlar yapılır, hazırlıklar tamamlanır&#8230; 4 aralık 1945 sabahı, chp istanbul il örgütü`nün &#8220;aktif katılımı&#8221; ile beyazıt meydanı`nda toplanılır. önceki gece chp`li &#8220;görevliler&#8221;, istanbul`daki bütün öğrenci yurtlarını dolaşarak, bu mitinge çağrı yaparlar. sadece &#8220;chp`li&#8221; gençler değil, &#8220;milliyetçi, turancı&#8221; gençler de davetlidir mitinge&#8230;</p>
<p>kimler yoktu ki&#8230; miting dediğimize bakmayın, plan bellidir ve eksiksiz uygulanır. on, on beş bin kişilik &#8220;hür vatandaş&#8221; grubu ellerinde atatürk ve inönü posterleriyle, &#8220;kahrolsun komünistler!&#8221;, &#8220;<strong>kahrolsun serteller!</strong>&#8220;, &#8220;<strong>bundan daha fazla hürriyet mi istiyorsunuz?</strong>&#8221; pankartlarıyla cağaloğlu`na doğru yürüyüşe geçerler. kimler yoktur ki aralarında; eski cumhurbaşkanı <strong>süleyman demirel</strong>, eski bakan, aydın doğan vakfı yönetim kurulu üyesi ve cumhuriyet gazetesi yazarı chp`li <strong>orhan birgit</strong>- ki kendisi 6/7 eylül 1955`de bir kez daha &#8220;heyecana&#8221; kapılıp, olaylara karışarak tutuklanacaktır -, eski bakan chp`li <strong>ali ihsan göğüs</strong>, 1996`da kurulan &#8220;sertel gazetecilik vakfı&#8221;nın ilk ödülünü alan cumhuriyet gazetesi başyazarı <strong>ilhan selçuk</strong>&#8230;</p>
<p>tan gazetesine giderken yol üstündeki sol kitaplar satan abc kitabevi`ne uğranır! kitabevi yerle bir edildikten sonra, sırada tan gazetesi vardır. önce taşlamaya başlanır. cam, çerçeve indirildikten sonra içeri girilir. birinci kat, ikinci kat&#8230; o devasa baskı makinelerini kıra kıra çatıya kadar çıkılır. milli duyguları kabaran, tahrik olan &#8220;hür vatandaşlar&#8221; hızlarını alamayıp, kağıt bobinlerini sirkeci vapur iskelesi`ne kadar sürüklerler&#8230;</p>
<p>tan matbaası tamamen yakılıp, yıkılmıştı. ancak &#8220;duyarlı gençler&#8221; daha yeni yeni ısınmaya başlamışlardı. yürüyüş, galata köprüsü`nden taksim`e doğru devam eder. tünel`de, &#8220;<strong>yeni dünya</strong>&#8221; ve &#8220;<strong>la turquie</strong>&#8221; gazeteleri de tan ile aynı kaderi paylaşarak yerle bir olur. gelmişken, sol kitaplar satan berrak kitabevi de yerle bir edilir…</p>
<p>sabah başlayan ve saatler süren olaylar sırasında polis ne yapmıştı, diye sormayacaksınız değil mi? seyretmiş, az şey mi&#8230; ertesi gün sıkıyönetim komutanlığı bir bildiri yayınlayarak &#8220;olayların failleri hakkında derhal takibat ve tahkikata başlandığını&#8221; açıklar. ancak tutuklanan, yargılanan olmaz. daha doğrusu yargılanan olur da, yargılananlar failler değildir. olaydan bir hafta sonra serteller &#8220;halkı tahrik etmek&#8221;, &#8220;meclis`in ve hükümetin manevi şahsiyetlerine hakaret etmek&#8221; suçlarından tutuklanırlar. dört ay tutuklu kaldıktan sonra, yargıtay cezayı onamadığından serbest bırakılırlar&#8230;</p>
<p>gazeteler olayı &#8220;milli heyecan&#8221; olarak görecek, olup biten bütün vandalizmi haklı çıkaracaktı. olaylar unutulmaya yüz tuttuğunda, tan gazetesi kapanmış, serteller takibe alınmış, yazı yazamaz duruma gelmişlerdi. serteller, 1950 yılında ülkeyi terk edeceklerdi. &#8220;tan gazetesi olayı&#8221; ile chp, bir taşla iki kuş vurmuştu. muhalif solcuları susturmuş ve amerika`ya komünizme ne denli düşman olduğunu göstererek para yardımını talep etmişti.</p>
<p>taşlarla, baltalarla, balyozlarla istanbul`da terör estiren, sol yayınevi ve kitabevlerini yerle bir edenler tarihe geçtiler. ama &#8220;hür vatandaşlar&#8221;, &#8220;vatanseverler&#8221; olarak değil, &#8220;barbarlar&#8221;, &#8220;faşistler&#8221; olarak&#8230; <strong>aziz nesin</strong>, 1948`de mehmet ali aybar`ın çıkardığı &#8220;<strong>zincirli hürriyet</strong>&#8221; gazetesinin ilk sayısında &#8220;tan gazetesi baskını&#8221;nı &#8220;ey türk faşisti!&#8221; yazısıyla hicvedecekti&#8230;</p>
<blockquote><p>ey faşist yumurcakları!<br />
ey türk faşisti! birinci vazifen, türk matbaalarını yıkmak, makinelerini ısırmak, demirlerini dişleyip duvarlara saldırmaktır. mevcudiyetinin ve istikbalinin yegane temeli, gazeteleri çamurlara serip üzerinde ağzın köpürünceye kadar tepinmektir. bu temel, partinin hazinesidir. bir gün nümayiş yapmak için emir alırsan, bütün polisleri yanı başında bulacaksın. meydanlarda kitaplarını yaktığın namuslu insanlar, bütün dünyada eşi emsali görülmemiş şekilde işkenceye tabii tutulabilir. emniyet müdürlüğümüzde dövülebilir. demir ahmet tarafından sövülebilir. bütün malları mülkleri zapt edilmiş, matbaaları yıkılmış, gazeteleri kapatılmış, evleri tarumar edilmiş, çoluk çocuğu dağıtılmış, haneleri işgal, kendileri perişan edilmiş olabilir. bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, amerika`dan borç dahi alınabilir. hatta bu borç alınan paralar, ziyafetlerde yenilebilir. ey faşist yumurcakları! işte bu ahval ve şerait içinde dahi, bütün bu yapılanları kafi görmeden; vazifen matbaaları yıkmak, makineleri ısırmak, parçalamaktır. muhtaç olduğun kazma, balta, halk parti-si`nin ambarında mevcuttur.<br />
<em>aziz nesin, zincirli hürriyet, 5 şubat 1948.</em></p></blockquote>
<p>peki &#8220;kalabalıkları&#8221; bu denli yoldan çıkaran, düşman eden neydi? yanıtını, <strong>nâzım hikmet</strong>, &#8220;tan gazetesi baskını&#8221;nın ardından 6 ve 7 aralık 1945`te yazdığı şiir(ler)de veriyor:</p>
<blockquote><p>onlar ümidin düşmanıdır sevgilim<br />
akarsuyun<br />
meyve çağında ağacın<br />
serpilen gelişen hayatın düşmanı<br />
çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına<br />
-çürüyen diş, dökülen et-<br />
bir daha dönmemek üzere yıkılıp gidecekler<br />
ve elbette sevgilim, elbet<br />
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya<br />
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle; işçi tulumuyla<br />
bu güzelim memlekette hürriyet…<br />
<em>nâzım hikmet, 6 aralık 1945</em></p></blockquote>
<blockquote><p>sana düşman, bana düşman, düşünen insana düşman,<br />
vatan ki bu insanların evidir,<br />
sevgilim, onlar vatana düşman&#8230;<br />
<em>nâzım hikmet, 7 aralık 1945</em></p></blockquote>
<p><strong>kaynak</strong>: birgün gazetesi</p>
Posted in feza kürkçüoğlu  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/simurg555.wordpress.com/2552/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/simurg555.wordpress.com/2552/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/simurg555.wordpress.com/2552/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/simurg555.wordpress.com/2552/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/simurg555.wordpress.com/2552/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/simurg555.wordpress.com/2552/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/simurg555.wordpress.com/2552/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/simurg555.wordpress.com/2552/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/simurg555.wordpress.com/2552/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/simurg555.wordpress.com/2552/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2552&subd=simurg555&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://simurg555.wordpress.com/2009/12/04/tan-gazetesini-basip-yerle-bir-edenler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/12/cumhuriyet-tanbaskini.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">cumhuriyet-tanbaskini</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>rubailer</title>
		<link>http://simurg555.wordpress.com/2009/12/03/rubailer/</link>
		<comments>http://simurg555.wordpress.com/2009/12/03/rubailer/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 03 Dec 2009 21:01:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[ömer hayyam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurg555.wordpress.com/?p=2548</guid>
		<description><![CDATA[ömer hayyam
ey özünün sırlarına akıl ermeyen;
suçumuza, duamıza önem vermeyen;
günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;
umudumu rahmetine bağlamışım ben.
büyükse de isyanım, kötülüklerim,
yüce allah&#8217;dan umut kesmiş değilim;
bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın
rahmete kavuşur elbet kemiklerim.
allah&#8217;ım bir geçim kapısı açıver bana;
kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana;
şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni
haberim olmasın gelen dertten başıma.
rahmetin var, günah işlemekten korkmam;
azığım [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2548&subd=simurg555&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>ömer hayyam</strong></p>
<p><a href="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/12/omerhayyam.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2550" title="omerhayyam" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/12/omerhayyam.jpg?w=125&#038;h=150" alt="" width="125" height="150" /></a>ey özünün sırlarına akıl ermeyen;<br />
suçumuza, duamıza önem vermeyen;<br />
günahtan sarhoştum, ama dilekten ayık;<br />
umudumu rahmetine bağlamışım ben.</p>
<p>büyükse de isyanım, kötülüklerim,<br />
yüce allah&#8217;dan umut kesmiş değilim;<br />
bugün sarhoş ve harap ölsem de yarın<br />
rahmete kavuşur elbet kemiklerim.</p>
<p>allah&#8217;ım bir geçim kapısı açıver bana;<br />
kimseye minnetsiz yaşamak yeter bana;<br />
şarap içir, öyle kendimden geçir ki beni<br />
haberim olmasın gelen dertten başıma.</p>
<p>rahmetin var, günah işlemekten korkmam;<br />
azığım senden, yolda çaresiz kalmam;<br />
mahşerde lutfunla ak pak olursa yüzüm<br />
defterim kara yazılmış olsun, aldırmam.</p>
<p>derde gama yatkın yüreğime acı;<br />
bu tutsak cana, garip gönlüme acı;<br />
bağışla meyhaneye giden ayağımı,<br />
kızıl kadehi tutan elime acı.</p>
<p>akıl bu kadehi övdükçe över;<br />
alnından sevgiyle öptükçe öper;<br />
zaman usta&#8217;ysa bu canım nesneyi<br />
hem yapar hem kırıp bin parça eder.</p>
<p>ey zaman, bilmez misin ettiğin kötülükleri?<br />
sana düşer azapların, tövbelerin beteri.<br />
alçakları besler, yoksulları ezer durursun:<br />
ya bunak bir ihtiyarsın, ya da eşeğin biri.</p>
<p>her sabah yeni bir gün doğarken,<br />
bir gün de eksilir ömürden;<br />
her şafak bir hırsız gibidir<br />
elinde bir fenerle gelen.</p>
<p>dünya dediğin bir bakışımızdır bizim;<br />
ceyhun nehri kanlı göz yaşımızdır bizim;<br />
cehennem, boşuna dert çektiğimiz günler,<br />
cennetse gün ettiğimiz günlerdir bizim.</p>
<p>yaşamanın sırlarını bileydin<br />
ölümün sırlarını da çözerdin;<br />
bugün aklın var, bir şey bildiğin yok:<br />
yarın, akılsız, neyi bileceksin?</p>
<p>için temiz olmadıktan sonra<br />
hacı hoca olmuşsun, kaç para!<br />
hırka, tespih, post, seccade güzel;<br />
ama tanrı kanar mı bunlara?</p>
<p>var mı dünyada günah işlemeyen söyle:<br />
yaşanır mı hiç günah işlemeden söyle;<br />
bana kötü deyip kötülük edeceksen,<br />
yüce tanrı, ne farkın kalır benden, söyle.</p>
<p>felek ne cömert ne aşağılık insanlara!<br />
han hamam, dolap değirmen, hep onlara.<br />
kendini satmıyan adama ekmek yok:<br />
sen gel de yuh çekme böylesi dünyaya!</p>
<p>bilgenin yüreğinde her dilek,<br />
anka kuşu gibi gizli gerek.<br />
damla nasıl inci olur denizde:<br />
sedefler içinde gizlenerek.</p>
<p>ovada her kızıl lalenin teni<br />
bir padişahın kanıyla beslendi.<br />
yerden biten şu mor menekşe yok mu?<br />
bir güzelin yanağındaki bendi.</p>
<p>mal mülk düşkünleri rahat yüzü görmezler,<br />
bin bir derde düşer, canlarından bezerler.<br />
öyleyken, ne tuhaftır, yine de övünür,<br />
onlar gibi olmayana adam demezler.</p>
<p>gül verme istersen, diken yeter bize.<br />
ışık da vermezsen, ateş yeter bize.<br />
hırka, tekke, post most olasa da olur,<br />
kilise çanları bile yeter bize.</p>
<p>beni özene bezene yaratan kim? sen!<br />
ne yapacağımı da yazmışın önceden.<br />
demek günah işleten de sensin bana:<br />
öyleyse nedir o cennet cehennem?</p>
<p>insan bastığı toprağı hor görmemeli:<br />
kim bilir hangi güzeldir, hangi sevgili.<br />
duvara koyduğun kerpiç yok mu, kerpiç?<br />
ya bir şah kafasıdır, ya bir vezir eli!</p>
<p>hak er geç cimrilerin hakkından gelir;<br />
cehennem ateşleri onlar içindir.<br />
ne der, dili inciler saçan muhammet:<br />
cömert gavur cimri müslümandan yeğdir.</p>
<p>varlığın sırları saklı, benden;<br />
bir düğüm ki ne sen çözebilirsin, ne ben.<br />
bizimki perde arkasında dedi-kodu:<br />
bir indi mi perde, ne sen kalırsın, ne ben.</p>
<p>bir geldi mi derin ölüm uykusu,<br />
biter bu dünyanın dedi-kodusu.<br />
ölenden bir haber bekler insanlar:<br />
ne söylesin? bilmez ki ne olduğunu!</p>
<p>yel eser, umutlar savrulur gider;<br />
sensiz, bensiz kalır bağlar bahçeler;<br />
altın gümüş nen varsa harcamaya bak!<br />
ölür gidersin, düşmanın gelir yer.</p>
<p>sevgili, seninle ben pergel gibiyiz:<br />
iki başımız var, bir tek bedenimiz.<br />
ne kadar dönersem döneyim çevrende:<br />
er geç baş başa verecek değil miyiz?</p>
<p>dünyada akla değer veren yok madem,<br />
aklı az olanın parası çok madem,<br />
getir şu şarabı, alsın aklımızı:<br />
belki böyle beğenir bizi el alem!</p>
<p>ferman sende, ama güzel yaşamak bizde:<br />
senden ayığız bu sarhoş halimizde.<br />
sen insan kanı içersin, biz üzüm kanı:<br />
insaf be sultanım, kötülük hangimizde?</p>
<p>bu dünyadan başka bir dünya yok, arama;<br />
senden benden başka düşünen yok, arama!<br />
vaz geç ötelerden, yorma kendini:<br />
o var sandığın şey yok mu, o yok arama!</p>
<p>şu serviyle süsen neden dillere destan?<br />
neden hep onlara benzetilir hür insan?<br />
birinin on dili var, boşboğazlık etmez,<br />
ötekinin yüz eli var el açmaz, ondan!</p>
<p>benim halimden haber sorarsan,<br />
bir çift sözüm var sana, yürekten:<br />
sevginle gireceğim toprağa,<br />
sevginle çıkacağım topraktan.</p>
<p>şu dünyada üç beş günlük ömrün var,<br />
nedir bu dükkanlar, bu konaklar?<br />
ev mi dayanır, bu sel yatağına?<br />
bu rüzgarlı yerde mum mu yanar?</p>
<p>dün geldi: nedir aradığın? dedi bana:<br />
bensem, ne bakarsın o yana bu yana?<br />
kendine gel de düşün, içine iyi bak:<br />
ben senim, sen ben; aranıp durma boşuna!</p>
<p>sabah doldu göklere mavi mavi;<br />
doldur, ışık döker gibi, kaseyi!<br />
acı olmasına acıdır şarap:<br />
ama gerçek acıdır demezler mi?</p>
<p>adam olduysan hesap ver kendine:<br />
getirdiğin ne? götüreceğin ne?<br />
şarap içersem ölürüm diyorsun:<br />
içsen de öleceksin, içmesen de!</p>
<p>camiye gittim, ama allah bilir niye:<br />
ne namaz kılmaya, ne dua etmeye.<br />
eskiden bir kilim aşırmıştım camiden:<br />
o eskidi gittim yenisini yürütmeye.</p>
<p>kimi dinde imanda buldu yolu<br />
kimi akıl, bilim yolunu tuttu.<br />
derken ses geldi karanlıklardan:<br />
gafiller! doğru yol ne odur, ne bu!</p>
<p>her gece aklım dalar gider engine.<br />
ağlarım, inciler dolar eteğime.<br />
sevdalıyım, şarap dayanmıyor bana:<br />
kafam baş aşağı çevrik bir tas mı ne!</p>
<p>dünya ne verdi sana? hep dert, hep dert!<br />
güzel canın da bir gün elbet.<br />
toprağında yeşillikler bitmeden<br />
uzan yeşilliğe, gününü gün et.</p>
<p>şarap sen benim günüm güneşimsin!<br />
öyle bir dolsun ki seninle içim.<br />
bir bildik görünce beni sokakta:<br />
ne o şarap nereye böyle? desin.</p>
<p>ben ne camiye yararım, ne hayvana!<br />
bir başka hamur benimki, başka maya.<br />
yoksul gavur, çirkin orospu gibiyim:<br />
ne din umrumda, ne cennet, ne dünya!</p>
<p>bir kuş gördüm yüce tus kalesinde,<br />
keykavus&#8217;un kafa tası pençesinde.<br />
sorup duruyor kafaya: hani? nerde?<br />
adamların, davun dümbeleğin nerde?</p>
<p>şu testi de benim gibi biriydi;<br />
o da bir güzele vurgun, dertliydi.<br />
kim bilir, belki boynundaki kulp da<br />
bir sevgilinin bem beyaz eliydi.</p>
<p>inciyi isteyen dalgıç olacak;<br />
varı yoğu dosta verip dalacak.<br />
canı avucunda, nefesi göğsünde:<br />
ayağı baş olacak, başı ayak!</p>
<p>girme şu alçakların hizmetine:<br />
konma sinek gibi pislik üstüne.<br />
iki günde bir somun ye, ne olur!<br />
yüreğinin kanını iç de boyun eğme.</p>
<p>bir taş bulamazsın ki doğu ovalarında<br />
küfretmesin bana da, benim zamanıma da<br />
yüz adım yürü bak, bir dertli insan görürsün:<br />
bunalmış, otura kalmış yolun kenarında.</p>
<p>güneş attı göğe sabah kemendini:<br />
aydınlık padişahı atına bindi.<br />
için! için! diye bağırdı dört yana<br />
canım sabah şarabının müezzini.</p>
<p>bu kadeh bir bedendir, cana gebe!<br />
bir yasemindir, erguvana gebe!<br />
hayır; yanlış; ne odur şarap ne bu:<br />
bir sudur, bir su ki yangına gebe!</p>
<p>gökte bir öküz varmış, adı pervin;<br />
bir öküz de altındaymış yerin.<br />
sen asıl iki öküz arasında<br />
tepişmesine bak şu eşeklerin!</p>
<p>ne bilginler geldi, neler buldular!<br />
mumlar gibi dünyaya ışık saldılar.<br />
hangisi yarıp geçti bu karanlığı?<br />
birer masal söyleyip uyuya kaldılar.</p>
<p>bir sır daha var, çözdüklerimizden başka!<br />
bir ışık daha var, ışıklardan başka.<br />
hiç bir yaptığınla yetinme, geç öteye:<br />
bir şey daha var bütün yapıtlardan başka.</p>
<p>bir damla şarap ver çin senin olsun;<br />
bir yudumu bütün dinlerden üstün.<br />
söyle, ne var dünyada şaraptan hoş?<br />
o acıya tatlılar feda olsun.</p>
<p>biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz:<br />
kuklacı felek usta, kuklalar da biz.<br />
oyuna çıkıyoruz birer, ikişer ikişer;<br />
bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz.</p>
<p>dünya üç beş bilgisizin elinde;<br />
onlarca her bilgi kendilerinde.<br />
üzülme; eşek eşeği beğenir:<br />
hayır var sana &#8220;kötü&#8221; demelerinde.</p>
<p>dedim: artık bilgiden yana eksiğim yok;<br />
şu dünyanın sırına ermişim az çok.<br />
derken aklım geldi başıma, bir de baktım:<br />
ömrüm gelip geçmiş, hiç bir şey bildiğim yok.</p>
<p>cennette huriler varmış, kara gözlü;<br />
içkinin de ordaymış en güzeli.<br />
desene biz çoktan cennetlik olmuşuz:<br />
bak, bir yanda şarap, bir yanda sevgili.</p>
<p>sen sofusun, hep dinden dem vurursun;<br />
bana da sapık, dinsiz der durursun.<br />
peki, ben ne görünüyorsam oyum:<br />
ya sen? ne görünüyorsan o musun?</p>
<p>varlık yokluk derdini aklından sil;<br />
bırak öteleri de kendini bil.<br />
doldur şarabı, geniş bir nefes al:<br />
kaç nefes alacağın belli değil.</p>
<p>bir elde kadeh, bir elde kuran;<br />
bir helaldir işimiz, bir haram.<br />
şu yarım yamalak dünyada<br />
ne tam kafiriz, ne tam müslüman!</p>
<p>ey kör! bu yer, bu gök, bu yıldızlar boştur boş!<br />
bırak onu bunu da gönlünü tut hoş!<br />
şu durmadan kurulup dağılan evrende<br />
bir nefestir alacağın, o da boştur boş!</p>
<p>leyla isteyen kişi mecnun olmalı;<br />
kendinden de, dünyasından da geçmeli.<br />
sevenlerin sofrasına çağrılınca<br />
ben körüm, ben dilsizim demeli.</p>
<p>öldürmek de, yaşatmak da senin işin;<br />
bu dünyayı gönlünce düzenleyen sensin.<br />
ben kötüyüm diyelim, kimde kabahat?<br />
beni böyle yaratan sen değil misin?</p>
<p>ben kadehten çekmem artık elimi;<br />
tutmam senin kitabını, minberini.<br />
sen kuru bir sofrasın, ben yaş bir sapık:<br />
cehennemde sen mi iyi yanarsın, ben mi?</p>
<p>eşi dostu verdik birer birer toprağa;<br />
kiminden bir taş bile kalmadı ortada.<br />
sen, yorgun katır, hala bu kalleş çöldesin:<br />
sırtında bunca yük, yürü bakalım hala.</p>
<p>gözüm, kör değilsen, bunca mezarı gör;<br />
dünyayı saran yalan dolanları gör;<br />
krallar, padişahlar çürüyüp gitmiş:<br />
ela gözlerine kurt dolanları gör!</p>
<p>felek doğruyu eğriyi tartaydı,<br />
her işine güzel demek kolaydı.<br />
böyle özü doğruluk olaydı?<br />
evrenin özü doğruluk olaydı?</p>
<p>duman değil mi dünya mutfağında payın?<br />
öyleyse ha olmuşsun ha olmamışsın.<br />
senin zorunsa sermayeden yememek:<br />
bekle, bekle de başkası yesin yarın.</p>
<p>bayram geldi; işimiz iştir bu aralık;<br />
horoz kanı gibi şarap bollaşır artık.<br />
gel gelelim eşekler de boş gezer şimdi:<br />
oruç gemi ağızlarından çıkar, yazık!</p>
<p>hep arar dururdum, dünyaya geleli,<br />
alın yazısı, cenneti, cehennemi.<br />
hocam kesti attı, sağlam bilgisiyle:<br />
alın yazısı, cennet cehennem sende, dedi.</p>
<p>yarım somunun var mı? bir ufak da evin?<br />
kimselerin kulu kölesi değil misin?<br />
kimsenin sırtından geçindiğin de yok ya?<br />
keyfine bak: en hoş dünyası olan sensin.</p>
<p>bahar geldi; başka şey istemem kafamda;<br />
hele akla hiç yer vermem bahar soframda;<br />
şarap, seninleyim bu mevsim, koru beni:<br />
söğüt ağacı, sen de ser gölgeni altıma.</p>
<p>tanrı, &#8220;cennette şarap içeceksin&#8221; der;<br />
aynı tanrı nasıl şarabı haram eder?<br />
hamza bir arab&#8217;ın devesini öldürmüş:<br />
şarabı yalnız ona haram etmiş peygamber.</p>
<p>nerde yüreği tertemiz uyanık insan?<br />
nerde güzel düşünceler ardında koşan?<br />
herkes kendi kafasının kulu kölesi:<br />
hangi tanrının kulu, nerde o kahraman?</p>
<p>kim için bu yerler gökler? bizim için.<br />
biz görüş cevheriyiz akıl gözünün<br />
evren bir yüzük gibiyse çepeçevre<br />
insan, taşında bir nakış o yüzüğün.</p>
<p>yüce varlık bize bir beden verince<br />
sevmesini öğretti her şeyden önce<br />
sonra şu delik deşik yüreğimize<br />
mana incileri sakladı binlerce.</p>
<p>niceleri geldi, neler istediler;<br />
sonunda dünyayı bırakıp gittiler;<br />
sen hiç gitmeyecek gibisin, değil mi?<br />
o gidenler de hep senin gibiydiler.</p>
<p>vakit geldi, dünya yeşiller giyecek;<br />
ağaçlara musa&#8217;nın eli değecek,<br />
kuru tohumlara isa&#8217;nın nefesi;<br />
gözler açıp buluta çevrilecek.</p>
<p>gerçek eren içinde kir tutmayandır;<br />
varlığını korkusuzca hiçe sayandır;<br />
bu topraklar üstünde en temiz kişi<br />
sağlığında toprak kesilmiş olandır.</p>
<p>ey can, sana aklı niçin vermiş veren?<br />
kendini bil, yolunu bul yitip gitmeden.<br />
baykuş gibi ne gezersin viranelikte,<br />
yerin akdoğan gibi sultanın emrindeyken?</p>
<p>onlar ki kurtulamaz ikiyüzlülükten<br />
canı ayırmaya kalkarlar bedenden;<br />
horoz gibi tepemde testere olsa<br />
aklımın kafasını keser atarım ben.</p>
<p>bir yanarım tanrı özlemiye musa gibi;<br />
bir ölürüm murada ermeden yahya gibi;<br />
yarı gökte kalırım hep bir iğne yüzünden<br />
hep bir başka derdin terzisiyim isa gibi.</p>
<p>dert çekme boşuna, hep gül de yaşa;<br />
zulüm yolunda hakkı bul da yaşa;<br />
sonu yokluk madem bu dünyamızın<br />
yok bil kendini, özgür ol da yaşa.</p>
<p>ramazan ayı bu yıl da geldi yine;<br />
vurdu bukağıyı aklın bileğine;<br />
tanrım bu halka bir gaflet ver de bari<br />
ramazanı şevval sansınlar bu sene.</p>
<p>ey doğru yolun yolcusu, çaresiz kalma;<br />
çıkma kendinden dışarı, serseri olma;<br />
kendi içine sefer et erenler gibi:<br />
sen görenlerdensin, dünya seyrine dalma.</p>
<p>duru sudan daha temizdir benim sevgim;<br />
sevgiyle bu oynayış da hakkımdır benim;<br />
halden hale girer başkalarında sevgi:<br />
neyse hep odur benim sevgim ve sevgilim.</p>
<p>dünya padişahın, kayserin, hakanın olsun;<br />
cehennem kötünün, cennet iyinin olsun;<br />
tesbih meleklerin olsun, temizlik rızvan&#8217;ın:<br />
sevgili bizim olsun, canı canımız olsun.</p>
<p>ey güzel, sen ki bana derdi derman edensin;<br />
şimdi: &#8220;çekil önümden&#8221; diye ferman edersin;<br />
senin yüzün canımın kıblesi olmuş bir kez;<br />
ne yapsın, kıble mi değiştirsin bu can dersin?</p>
<p>şarap iç adın silinip gitmeden dünyadan;<br />
şarap kasveti, karanlığı giderir candan;<br />
güzellerin saçını çözüp dağıtmaya bak<br />
neylesin, netsin bu can, kıble mi değiştirsin?</p>
<p>bizim şarap içmemiz ne keyfimizden,<br />
ne dine, edebe aykırı gitmemizden;<br />
bir an geçmek istiyoruz kendimizden:<br />
içip içip sarhoş olmamız bu yüzden.</p>
<p>biliyorum varlığın, yokluğun dış yüzünü;<br />
yükselmenin de alçalmanın da içyüzünü;<br />
ne çıkar öte yanını da bilsem feleğin:<br />
bezmişim bilgiden, atmışım her türlüsünü</p>
<p>baharlar yazlar gider, kara kış gelir;<br />
varlığın yaprakları dürülür bir bir;<br />
şarap iç, gam yeme; bak ne demiş bilge:<br />
dünya dertleri zehir, şarap panzehir.</p>
<p>gülün yüzünde çiy tanesi nevruzun ne hoş;<br />
yeşillikte canı aydınlatan yüzün ne hoş;<br />
geçmiş gitmiş gün üstüne ne söylesen boş:<br />
bırak dünü, hoş et gönlünü, bak bugün ne hoş.</p>
<p>bilgisizliğimi sundum durdum aleme;<br />
bir yoksulluk karanlığı çöktü gönlüme;<br />
utandım günahımdam, müslümanlığımdan:<br />
bundan böyle zünnar takacağım belime.</p>
<p>bir su, bir damla suymuşuz, bele düşmüşüz;<br />
şehvet ateşiyle dışarı savrulmuşuz;<br />
yarın yel savuracak toprağımızı:<br />
içelim, hoş geçsin üç nefeslik ömrümüz.</p>
<p>bahtımın kökü yeşerip dal budak da verse<br />
eğretidir bu ömür diye giydiğin elbise;<br />
mıhlar gevşek bir gölgeliktir beden çadır,<br />
pek dayanma sakın ne kadar sağlam da görünse.</p>
<p>ben de geçtim gittim bu zulüm yurdundan,<br />
elimde yelden başka bir şey kalmadan;<br />
ama var mı, ölümüme sevinip de<br />
ecelin şaşmaz tuzağından kurtulan?</p>
<p>orucumu yiyorsam ramazanda<br />
mübarek aydan habersizim sanma:<br />
çileden gece oluyor da gündüzüm<br />
sahura kalkıyorum gün ortasında.</p>
<p>yılan gibi taşa girsen de, saki,<br />
sızar ecelin suyu bulur seni;<br />
bu dünya toprak, saki, türkü söyle;<br />
bu soluk bir yel, şarap ver, saki.</p>
<p>gönül bijen&#8217;i kuyu gibi gam zindanında;<br />
akıl sührab&#8217;ı ölmüş derdinin sayvanında;<br />
dünya siyavuş&#8217;unun öcünü almak için<br />
gam, rüstem&#8217;in turan gibi gönlünü talanda.</p>
<p>ey yanağı ağustos gülünü bastıran;<br />
ey yüzü çin güzellerini kıskandıran;<br />
bakışı babilşahını büyüde yenip<br />
elinde at, fil, ruh, ferz, baydak bırakmayan.</p>
<p>elimde olsa dünyayı küçümserdim;<br />
iyisine de kötüsüne de yuh çekerdim;<br />
daha doğrusu bu aşağılık yere<br />
ne gelirdim, ne yaşardım, ne ölürdüm.</p>
<p>şarap iç, bire birdir derde tasaya;<br />
ne bu dünya kalır, ne öteki dünya.<br />
ne serin ateştir o, ne can dolu su:<br />
çabuk ol, bulup içemezsin mezarda.</p>
<p>felek, delik deşik ediyorsun yüreğimi;<br />
yırtıyorsun ikide bir sevinç gömleğimi,<br />
esen yelleri ateş ediyorsun bana;<br />
çamura çeviriyorsun içeceğimi.</p>
<p>haram, acı, kötü derler canım şaraba:<br />
oysa ne hoş şey, hele bir güzel sunarsa;<br />
için bakın; hem doğrusunu isterseni,<br />
haram dedikleri her şey hoş galiba!</p>
<p>dedim ben artık kızıl şarabı içmem;<br />
üzümün kanıymışbu, ben kan dökmek istemem.<br />
gün görmüş aklım şaşırdı: sahi mi? dedi;<br />
yok canım, şaka, ben nasıl içmem!</p>
<p>sen bu dünyanın sırlarına eremezsin;<br />
erenlerin dilini de söktüremezsin;<br />
iyisi mi iç şarabı, cennet et bu dünyayı:<br />
öbür cennette ya girer, ya giremezsin.</p>
<p>bulut geldi; lalede bir renk bir renk!<br />
şimdi kızıl şarap içmemiz gerek.<br />
şu seyrettiğin serin yeşillikler<br />
yarın senin toprağında bitecek.</p>
<p>iki batman şarap, bir buğday ekmeği;<br />
bir koyun budu, bir de ay yüzlü sevgili;<br />
daha ne istenir bilmem şu dünyada:<br />
padişah daha iyisini bulabilir mi?</p>
<p>dünyaları değişmem kızıl şaraba;<br />
ay da ondan sönük; çoban yıldızı da.<br />
şarap satanların aklına şaşarım:<br />
ondan iyi ne var alınacak dünyada?</p>
<p>insan son nefese hazır gerekmiş:<br />
nasıl ölürse öyle dirilecekmiş.<br />
biz her an şarap ve sevgiliyleyiz:<br />
böylece dirilirsek işimiz iş.</p>
<p>biz de çocuktuk, bir şeyler öğrendik;<br />
bildiklerimizle övündük, eğlendik.<br />
şu oldu, bu oldu da ne oldu sonra?<br />
bir bulut gibi geldik, yel gibi geçtik.</p>
<p>hayyam bilgelik çadırları dokudu;<br />
sonra dert potasında yandı kül oldu.<br />
bir pula satıldı kader çarşısında,<br />
ölüm celladı geldi, boynunu vurdu.</p>
<p>dostum, gel yarına kanmayalım biz;<br />
günümüzü gün edelim ikimiz.<br />
yarın çekip gettik mi şu konaktan<br />
yedi bin yıl önce gidenlerleyiz.</p>
<p>ömrümüzden bir gün daha geldi geçti;<br />
derede akan su, ovada esen yel gibi.<br />
iki gün var ki dünyada, bence ha var ha yok:<br />
daha gelmemiş gün bir, geçmiş gün iki.</p>
<p>tanrı, ışığıyla doldu can gözüme;<br />
bu dünyadan o dünyadan bana ne!<br />
gönlüm ter gibi çıkıp bedenimden<br />
karıştı varlığın denizlerine.</p>
<p>gönül, her an sevdiğinin kapısında ol;<br />
her istediğini onda ara, onda bul.<br />
aşk tavlasında hileye kaçma kalleşçe:<br />
koy canını ortaya, soyulursan soyul.</p>
<p>sarhoş oldum mu aklım azalır;<br />
ayıldım mı sevincim dağılır.<br />
ne sarhoş, ne ayık bir hal var ya?<br />
en güzeli öyle yaşamaktır.<br />
sevgili, sırlarına eren gönül nerde?<br />
sözlerinin tekini duyan kulak nerde?<br />
gece gündüz serilirsin de karşımıza:<br />
yüzünü bir kez gören mutlu göz nerde?</p>
<p>dert içinde sevinci bul da yaşa;<br />
haksız düzende haklı ol da yaşa;<br />
sonu nasıl olsa yokluk dünyanın,<br />
varından yoğundan kurtul da yaşa.</p>
<p>açılmaz kapıları açmanız mı gerek?<br />
dünyada insanca yaşamanız mı gerek?<br />
bırak öyleyse iki dünyayı birden:<br />
ey ölü canlılar, canlar uyanık gerek!</p>
<p>dün özledim de seni coştum birden bire;<br />
çıktım senin yerin dedikleri göklere.<br />
bir ses yükseldi ta yukarıda, yıldızlardan:<br />
gafil, dedi; bizde sandığın tanrı sende!</p>
<p>bir testici gördüm, çamur içindeydi:<br />
ayağı çarkında, elinde bir testi;<br />
testinin başında bir yoksulun ayağı<br />
kulpunda bir padişahın kellesi.</p>
<p>bir testi aldım çarşıdan ucuza;<br />
gizli gizli neler anlattı bana;<br />
bir şahdım, dedi; altın kupam vardı;<br />
şimdi neyim? testi oldum şaraba.</p>
<p>bilmem, ne sayar durursun bir, iki;<br />
ha bir olmuş, ha yüz bin fark etmez ki<br />
çal sazını, sonun bir avuç toprak,<br />
şarap ver, bir esip gitmedir bizimki.</p>
<p>kambur felek, sen ne konaklar yıka geldin;<br />
kin beslersin bize, zulüm eski adetin.<br />
şu kara toprağın göğsünü bir yarsalar,<br />
ne inciler yatar içinde bilir misin?</p>
<p>yoksul, dertli gönlüm arar sevgilisini;<br />
aklı gelmez başına, yer kendi kendini.<br />
bana sevgi şarabını sundukları gün<br />
kana boyamışlar varlık kadehimi.</p>
<p>ha belh&#8217;te ölmüşsün, ha bağdat&#8217;ta hepsi bir;<br />
kadeh doldu mu, acı da olsa içilir.<br />
keyfine bak; çok aylar doğmuş batmış sensiz;<br />
sensiz daha çok ayların ondördü gelir.</p>
<p>gönlümün dilediği gül yüzüne bakmak;<br />
elimin özlediği kadehi kavramak.<br />
her zerrem nasibini almalı dünyadan<br />
yarın güle kavuşturmadan beni toprak.</p>
<p>behram&#8217;ın şarap içtiği orman köşkünde<br />
bir tilki yavrulamış, bir ceylan keyfinde.<br />
ömrünce yaban eşeği avlamış behram:<br />
mezar da behram&#8217;ı avlamış günün birinde.</p>
<p>ben bıyıkları süpürge etmişim meyhanede:<br />
hayırmış, şermiş bırakmışım ikisini de.<br />
iki dünyayı karpuz gibi önüme koysalar<br />
ne birine metelik veririm, ne ötekine.</p>
<p>padişah ol, yokluk halkasına gir de;<br />
yıkan, kirin pasın kalmasın gönülde.<br />
meyhaneye ermeğe gelince biri<br />
kendini bil de ne yaparsan yap de.</p>
<p>toprakla karışıp bulanmamış bir can<br />
sana konuk geldi bir temiz dünyadan.<br />
otur, bir kadeh şarap iç kendisiyle,<br />
sana iyi geceler deyip kaçmadan.</p>
<p>ne yazık, pişmiş ekmek çiğlerin elinde;<br />
ne yazık, çeşmeler cimrilerin elinde.<br />
o canım türk güzeli kömür gözleriyle,<br />
çaylakların, uğruların, eğrilerin elinde.</p>
<p>dünyaya geldiler, coşup taştılar;<br />
güldüler, eğlendiler, anlaştılar;<br />
bir kadehte sızıverdiler bir gün<br />
ölüm uykusunda kucaklaştılar.</p>
<p>bilir misin, yüceler yücesi tanrı,<br />
şarap ne zaman çoşturur içenleri?<br />
pazar, pazartesi, salı, çarşamba, perşembe,<br />
bir de cuma, cumartesi günleri.</p>
<p>yaşamak elindeyken bugüne bugün,<br />
ne diye bırakır, yarını düşünürsün?<br />
geçmiş, gelecek, kuru sevda bütün bunlar;<br />
kadrini bilmeğe bak avucundaki ömrün.</p>
<p>toprak olup gitmişlere sorarsan<br />
ha gavur olmuşsun ha müslüman.<br />
kimler bu dünyada eğlenmemişse<br />
ötekinde yalnız onlar pişman</p>
<p>ey garip kuş! bu yıldızlar darı sana;<br />
elest günü canı sen verdin insana.<br />
dünyayı gören büyülü bir kadeh varmış:<br />
o kadeh sende, başka yerde arama.</p>
<p>bu zamanda az dostun olsun, daha iyi.<br />
herkesle uzaktan hoş beş edip geçmeli.<br />
can gözünü açınca görüyor ki insan<br />
en büyük düşmanıymış en çok güvendiği.</p>
<p>feleği döndürebilir misin muradınca?<br />
ne çıkar gök yedi kat değil sekiz katsa?<br />
er geç toprağa karışıp gidecek gövdeni<br />
ha ovada kurt yemiş, ha mezarda karınca.</p>
<p>bak, gül yeşiller, sevinçler içinde;<br />
arar bulamazsın gelecek perşembe.<br />
iç şarabını, gül kokla, yeşil topla:<br />
toprak oluvermeden gül de yeşil de.</p>
<p>insan çeker çeker de sonra hür olur;<br />
inci sedef zindanlarda yuğrulur.<br />
paran pulun yoksa bugün, sağlık olsun:<br />
bugün boş duran kadeh yarın doludur.</p>
<p>gençlik bir kitaptı, okuduk bitti;<br />
canım bahar geçti çoktan, kış şimdi.<br />
hani sevincin, o cıvıl cıvıl kuş?<br />
nasıl, ne zaman geldi, nasıl gitti?</p>
<p>her gün biri çıkar, başlar ben, ben demeğe,<br />
altınları gümüşleriyle övünmeğe.<br />
tam işleri dilediği düzene girer:<br />
ecel çıkıverir pusudan: benim ben, diye.</p>
<p>can verinceye dek bu çorak yerde<br />
dertten başka ne geçer ki eline?<br />
ne mutlu çabuk gidene dünyadan;<br />
hele bu dünyaya hiç gelmeyene!</p>
<p>yerleri yapmış, gökleri kurmuşsun ama,<br />
sensin bunca gönülleri yakıp yıkan da.<br />
ne kızıl dudakları, ne altın saçları<br />
altmışın süprüntüler gibi kara toprağa.</p>
<p>dostum, olan olmuş, vahlanma boşuna;<br />
dünyayı kara zindan etme başına.<br />
yaşamana bak, elinden tek gelen bu:<br />
olacakları danışan var mı sana?</p>
<p>sevgilim, ömrü derdim gibi bitmeyesi,<br />
bu sabah bütün cömertliği üstündeydi.<br />
bir göz atıverdi bana geçip giderken:<br />
iyilik et denize at mı demek istedi?</p>
<p>gül de şarab da bilene güzel gelir;<br />
sarhoş olmayan için sarhoşluk nedir?<br />
cebi boş gönlü dolu olmayan kişi<br />
her şeyden geçmenin tadını ne bilir?</p>
<p>yapma diyorsun; yapmamak elimde mi?<br />
sen al demişin; nasıl çekerim elimi?<br />
hem yap hem yapma demek seninki bana<br />
insaf: kadeh devrilir de dolu kalır mı?</p>
<p>bu dünya iki kapılı bir han,<br />
girdi mi dertlere düşer insan.<br />
tanınmadan yaşamak en iyisi:<br />
elinde olsa da hiç doğmasan.</p>
<p>kim görmüş o cenneti, cehennemi?<br />
kim gitmiş de getirmiş haberini?<br />
kimselerin bilmediği bir dünya<br />
özlenmeye, korkulmaya değer mi?</p>
<p>ne mutlu adı sanı bilinmeyene;<br />
ipeklere, kürklere bürünmeyene;<br />
anka gibi iki dünyadan da geçip<br />
bu viranede baykuşa dönmeyene.</p>
<p>yok olmamış varlık var mı bir tek?<br />
herşey bir gün, dağılıp gidecek.<br />
öyleyse vara yoğa ne bakarsın?<br />
en iyisi yoku var, varı yok bilmek.</p>
<p>sevgili, bir başka güzelsin bugün;<br />
ay gibisin, pırıl pırıl gülüşün.<br />
güzeller bayram günleri süslenir:<br />
seninse bayramları süsler yüzün.</p>
<p>öldük, dünyayı şaşkın bırakıp gittik;<br />
yüzlerce incimiz vardı delinmedik.<br />
sersemliği yüzünden bilgisizlerin<br />
renk renk düşünceler kaldı söylenmedik.</p>
<p>kendimden geçtikçe gelirim kendime,<br />
alçalırım çıktıkça yüksek yerlere.<br />
en garibi, içmeden sarhoşum da ben,<br />
ayılırım her kadehi devirdikçe.</p>
<p>ben içerim, ama sarhoşluk etmem:<br />
kadehten başka şeye el uzatmam.<br />
şaraba taparmışım, evet, taparım:<br />
ama senin gibi kendime tapmam.</p>
<p>şeyh fahişeye demiş ki: &#8211; utanmaz kadın;<br />
her gün sarhoşsun, onun bunun kucağındasın.<br />
doğru, demiş fahişe, ben öyleyim; ya sen?<br />
sen bakalım şu göründüğün adam mısın?</p>
<p>dün gece usul boylu sevgilim ve ben,<br />
bir kıyıda gül rengi şarap içerken;<br />
sedefli bir kabuk açıldı karşımızda;<br />
sabah müjdecisi çıkıverdi içinden.</p>
<p>dinle dinsizliğin arası bir tek soluk;<br />
düşle gerçeğin arası bir tek soluk.<br />
aldığın her soluğun değerini bil<br />
bütün yaşamak macerası bir tek soluk.</p>
<p>bir put demiş ki kendine tapana:<br />
bilir misin niçin taparsın bana?<br />
sen kendi güzelliğine vurgunsun:<br />
ben ayna tutar gibiyim sana.</p>
<p>biz aşka tapanlarız, müslüman değil;<br />
cılız karıncalarız, süleyman değil;<br />
biz eskiler giyen benzi soluklarız:<br />
pazarda sırma satan bezirgan değil.</p>
<p>nerdesin? sana baş kaldırmışım işte;<br />
karanlık içindeyim, ışığın nerde?<br />
cenneti ibadetle kazanacaksam<br />
senin ne cömertliğin kalır bu işde?</p>
<p>gerçek erenlere güzel çirkin, hepsi bir;<br />
sevenler için cennet, cehennem, hepsi bir;<br />
kendini veren ha ipekli giymiş, ha çul;<br />
yastığı ha pamuk olmuş ha diken, hepsi bir.</p>
<p>yıllar günler gibi geçti gider;<br />
nerde o eski dertler, sevinçler?<br />
belaya aldırmaz aklı olan:<br />
be da her şey gibi geçer, der.</p>
<p>dünyayı allar pullar boyarlar gözünü;<br />
aklı olan hor görür süsünü püsünü.<br />
kimler geldi gitti, kimler gelip gidecek:<br />
al gitmeden alacağını, doyur gönlünü.</p>
<p>şarap mimarıdır yıkık gönüllerin<br />
süzülmüş, tertemiz canı üzümlerin.<br />
neden şer demişler bu hayırlı suya?<br />
siz bana bu şerden üç dört kase verin.</p>
<p>aşk bir beladır, ama tanrıdan gelme;<br />
halk neden karşı kor tanrı emrine?<br />
bize herşeyi yaptıran kendi madem,<br />
kulu sorguya çekmenin alemi ne?</p>
<p>dert de neymiş? o mu bizi ağlatacak?<br />
o mu sevinç bayrağımızı yırtacak?<br />
gelin, atalım şunu gönül yurdundan:<br />
yoksa içimizde fitne çıkartacak.</p>
<p>sensiz camide, namazda işim ne?<br />
seninle buluşma yerim meyhane.<br />
benim sevmem de böyle, yüce tanrı:<br />
istersen kaldır at cehennemine.</p>
<p>hep bir çember, dolanıp durduğumuz!<br />
ne önümüz belli, ne sonumuz.<br />
kim varsa bilen, çıksın söylesin:<br />
nerden geldik? nereye gidiyoruz?</p>
<p>bizi bizden alan şaraba gönül verdik;<br />
coşup taştık; yerden kopup göklere erdik.<br />
tenden bedenden soyunuverdik sonunda<br />
topraktan gelmiştik, yine toprağa girdik.</p>
<p>tepemizde dönüp duran gökler<br />
büyücünün fanusu gibidirler:<br />
güneş bu fanus içinde lamba,<br />
biz de gelip geçen görüntüler.</p>
<p>bir rint gördüm, binmiş dünya denen kır ata;<br />
aldırmıyor dine, islama, şeriata;<br />
ne hak dinliyor, ne hakikat, ne marifet:<br />
gelmiş mi böylesi kahraman kainata?</p>
<p>kimi gizlenir, kimselere görünmezsin;<br />
kimi renk renk dünyalarda görünür yüzün<br />
kendi kendinle sevişmek bu seninki:<br />
çünkü seyreden sen, seyredilen de sensin.</p>
<p>yüzümde pırıl pırıl sevinç gördüğün gün,<br />
nice konakları yıkılmıştır gönlümün.<br />
dalgıçsan dal gözlerimin denizine, bak:<br />
dibinde mahzun bir deniz kızı görürsün.</p>
<p>seni kuru sofraların softası seni!<br />
seni cehenneme kömür olası seni!<br />
sen mi hak&#8217; tan rahmet dileyeceksin bana?<br />
hakka akıl öğretmek senin haddine mi?</p>
<p>önce kendine gel, sonra meyhaneye;<br />
kalender ol da gir kalenderhaneye.<br />
bu yol kendini yenmişlerin yoludur:<br />
çiğsen başka bir yere git eğlenmeye.</p>
<p>şarap içip güzel sevmek mi daha iyi,<br />
iki yüzlü softaları dinlemek mi?<br />
sarhoşla aşık cehenneme gidecekse,<br />
kimselerin göreceği yoktur cenneti.</p>
<p>en büyük söz kuran bile<br />
arada bir okunur besmeleyle.<br />
kadehteyse öyle bir ayet var ki<br />
okur insan her zaman, her yerde.</p>
<p>neylesem bu benim iç kavgalarımla?<br />
pişmanlığım, kendime düşmanlığımla?<br />
sen bağışlasan da ben yerim kendimi:<br />
neylesem bu yüzkaram, bu utancımla?</p>
<p>kalk sevinç dolduralım garip gönüle<br />
içelim doğan güne karşı bülbülle<br />
yırtalım biz de gömleği aşık gülle<br />
verelim çiçekler gibi ömrü yele.</p>
<p>aklı olan paraya değer vermez,<br />
ama parasız dünya da çekilmez;<br />
eli boş menekşe boynunu büker,<br />
gül altın kasede gülmezlik etmez.</p>
<p>bir damla şarap tus saraylarına bedel,<br />
keykubad&#8217;ın keykavus&#8217;un tahtından güzel<br />
sabaha karşı aşıkların iniltisi<br />
iki yüzlü softanın ezanından güzel.</p>
<p>bedenindeki et, kemik, sinir kaldıkça,<br />
dünyadaki yerini bil, kendinden şaşma.<br />
düşman zaloğlu rüstem olsa ger göğsünü,<br />
dostun karun olsa iyilik altında kalma.</p>
<p>yerin dibinden yıldızlara dek<br />
ermediğimiz sır kalmadı pek,<br />
her düğümü çözmüş insanoğlu;<br />
ecel düğümünü var mı çözecek?</p>
<p>sevgiyle yuğrulmamışsa yüreğin<br />
tekkede, manastırda eremezsin.<br />
bir kez gerçekten sevdin mi dünyada<br />
cennetin, cehennemin üstündesin.</p>
<p>bu evren her gece ne gömlekler diker!<br />
kimini gelen, kimini giden giyer.<br />
her gün nice sevinçlerle dolar dünya,<br />
nice dertler toprağa karışır gider.</p>
<p>şarap benlik kaygusu bırakmaz sende<br />
çözülmedik bir düğüm kalmaz beyninde<br />
iblis bir kadeh şarap içmiş olaydı,<br />
secdeye yatardı adem&#8217;in önünde</p>
<p>biz hırkadan sonra küpe gelmişiz;<br />
kıpkızıl şarapla abdest almışız.<br />
medresede kaybettiğimiz ömrü<br />
meyhanede aramaktır işimiz.</p>
<p>şarabı götürüp döksen bir dağa<br />
dağ sarhoş olur başlar oynamağa.<br />
ben ne diye tövbe edecekmişim<br />
içimi tertemiz eden şaraba?</p>
<p>ömür defterinden bir fal açtım gönlümce;<br />
halden anlar bir dost gelip falı görünce:<br />
ne mutlu sana, dedi; daha ne istersin:<br />
ay gibi bir sevgili, yıl gibi bir gece.</p>
<p>bu gecenin son gece olması da var:<br />
emret, gül rengi şarabı getirsinler.<br />
gafil, bir gittin mi bir daha gelmek yok:<br />
altın değilsin ki gömüp çıkarsınlar.</p>
<p>medreseden hayır yok, dinle beni;<br />
vakıf lokması karartır içini.<br />
git, bir yıkık yerde yoksulca yaşa:<br />
orası bir padişah eder seni.</p>
<p>şarap iç, yıkansın, aydınlansın için;<br />
bu dünya, öbür dünya silinip gitsin!<br />
gel ömrün yele gitmeden tadına bak<br />
cana can katan suyun, ıslak ateşisin.</p>
<p>kendiliğinden var olmuş sanma beni;<br />
bu kanlı yola ben sokmadım kendimi;<br />
bir gerçek varlık beni var etmiş olan;<br />
yoksa kimdim ben, neredeydim, neydim ki.</p>
<p>dileğin tanrı dileği değil ki senin;<br />
muradına ermeyi nasıl beklersin?<br />
doğru olan tanrı&#8217; nın dilekleriyse<br />
yanlış demek senin bütün dileklerin.</p>
<p>ehil insana canım feda olsun;<br />
ayağı öpülse öperim onun.<br />
bir de git ehil olmayanla konuş:<br />
cehennem ne imiş görmüş olursun.</p>
<p>evren kırıntısı bu güzelim yıldızlar<br />
gelir giderler, dünyayı bezer dururlar;<br />
göklerin eteğinde, toprağın koynunda<br />
doğdukça doğacak daha neler neler var.</p>
<p>bir nakıştır varlığımız senin çizdiğin,<br />
şaşılası neler nelerle bezediğin;<br />
kendimi düzeltmek benim ne haddime:<br />
beni potadan böyle döken sensin.</p>
<p>her gün kalkıp meyhaneye gitmedeyim;<br />
kalenderlerle boş sözler etmedeyim;<br />
senden bir şey gizlenemez nasıl olsa:<br />
hoş gör de sana gönülden sesleneyim.</p>
<p>gökleri yarıp darma dağın ettiğin gün,<br />
pırıl pırıl yıldızları kararttığın gün,<br />
sen sorguya çekmeden ben soracağım sana:<br />
ey tanrı, hangi günahım için beni öldürdün?</p>
<p>canların canı dost, gel etme, dinle beni.<br />
küsme feleğe, değmez, yeme kendini;<br />
çekil, otur gürültüsüz bir köşeye,<br />
seyret bu hengamede olan biteni.</p>
<p>ne güzel gün! hava ne sıcak, ne serin;<br />
bir bulut, tozunu siliyor bahçenin;<br />
bülbül coşmuş, sesleniyor sarı güle:<br />
şarap iç şarap da yüzüne renk gelsin!</p>
<p>bu yolun hoş bir yerinde durabilseydik;<br />
ya da bu yolun ucunu görebilseydik:<br />
o umut da yok bu umut da;<br />
hiç değilse otlar gibi kesilip yeniden sürebilseydik.</p>
<p>vefasız dünya diye yakınıp durma;<br />
dünya elindeyken tadını çıkarsana!<br />
herkese vefalı olsaydı dünya<br />
sıra mı gelirdi senin yaşamana?</p>
<p>dostlar, bir gün, sözleşip bir yerde birleşin;<br />
oturup sofrasına dünya cennetinin;<br />
saki doldururken kadehleri cömertçe,<br />
için bir kadeh de zavallı hayyam için!</p>
<p>daha nice büyük göreceksin kendini?<br />
hep varlık yokluk mu düşündürecek seni?<br />
şarap için şarap: bu ölüm yolculuğunda<br />
bulamazsın sarhoş uykulardan iyisini.</p>
<p>hayyam, günahım var diye tasalanma,<br />
bunun için dertlere düşmek boşuna.<br />
günah olacak ki tanrı bağışlasın:<br />
rahmet neye yarar günah olmayınca.</p>
<p>gün doğarken sabah horozları niçin<br />
acı acı bağrışırlar, bilir misin?<br />
tan yerini gösterip derler ki sana:<br />
bir gecen geçti gidiyor; sen nerdesin?</p>
<p>ay yırttı kara giysilerini;<br />
kalk, tam zamanıdır, doldur şarap kaseni.<br />
keyfine bak, çünkü bu ay, sonsuz yıllarca,<br />
mezarda upuzun yatar görecek seni.</p>
<p>saki yüzün cemşid&#8217;in kadehinden güzel;<br />
uğrunda ölmek sonsuz yaşamaktan güzel;<br />
ışık saçıyor ayağını bastığın toprak,<br />
bir zerresi yüz binlerce güneşten güzel.</p>
<p>tertemiz geldik yokluktan kirlendik;<br />
sevinçle geldik dünyaya, dertlenik.<br />
ağladık, sızladık, yandık, yakındık:<br />
yele verdik ömrü, toz olup gittik.</p>
<p>dostunu erkekçe seven kişi<br />
pervane gibi özler ateşi:<br />
sevip de yanmaktan kaçanların<br />
masal anlatmaktır bütün işi.</p>
<p>bahar geldi mi başka şey dinler miyim;<br />
hele aklın defterini hemen dürerim.<br />
şarap, sığınağım sensin bahar günü,<br />
söğüt ağacı, senin de gölgendeyim.</p>
<p>seni aramaktan dünyanın başı dertte;<br />
zengine de göründüğün yok, fakire de;<br />
sen konuşursun da biz sağır mıyız yoksa,<br />
hep kör müyüz, sen varsın da görünürde.</p>
<p>ey dörtle yedinin doğurduğu insan,<br />
dörtle yedidir seni dertlere salan.<br />
boşuna mı şarap iç diyorum sana:<br />
bir gittin mi bir gelme yok, inan.</p>
<p>tanrım, hayır şer kaygısndan kurtar beni;<br />
kendimden geçir, seninle doldur içimi<br />
aklım ayıramıyor iyiy kötüden<br />
sarhoş et bari ne kötü kalsın, ne iyi.</p>
<p>medresenin sözü vardır, tekkenin hali,<br />
sözden, halden öteye gider aşkın yolu.<br />
müftünün, vaizin en iyisini getirsen<br />
aşkın mahkemesinde tutulur dili.</p>
<p>gerçek aydınlığa erince can gözüm,<br />
iki dünyayı birden silinmiş gördüm.<br />
eriyip gittim sanki engin denizlerde:<br />
ter olup çıktı, denize döndü gönlüm.</p>
<p>gönül dedi: ben neyim ki, bir damla sadece;<br />
ben nerde, görmediğim koca deniz nerde!<br />
böyle diyen gönül denize kavuşunca<br />
baktı kendinden başka şey yok görünürde.</p>
<p>can o güzel yüzüne vurgun, neyleyim;<br />
gönül tatlı diline tutkun, neyleyim;<br />
can da, gönül de sır incileriyle dolu:<br />
ama dile kilit vurmuşsun, neyleyim.</p>
<p>en doğrusu, dosta düşmana iyilik etmen;<br />
iyilik seven kötülük edemez zaten.<br />
dostuna kötülük ettin mi düşmanın olur:<br />
düşmanınsa dostun olur iyilik edersen.</p>
<p>o kızıl yakutun madeni, başka maden;<br />
o eşsiz incinin sedefi, başka sedef;<br />
aklın buldukları kuruntu, dedi kodu:<br />
bizim aşk efsanemizin dili, başka dil.</p>
<p>meyhanede abdest şarapla alınır ancak;<br />
mümkün mü kara yazıyı aka çevirmek?<br />
perdemiz öyleysine yırtılmış ki bizim,<br />
onarılmaz artık ne kadar yamasak.</p>
<p>hem sana el değdirmeğe elim varmaz,<br />
hem sensiz aldığım nefes, nefes olmaz:<br />
bir garip dert bu, kimseye de açılmaz:<br />
bir zehir zakkum ki tadına da doyulmaz.</p>
<p>sır saklamasını bilirsen hayyam söyler<br />
insanoğlu nedir, ne yapar, ne eder:<br />
dert çamuruyla yuğrulup gelir dünyaya<br />
yer içer, karın doyurur ve çeker gider.</p>
<p>putların, kabenin istediği: kölelik;<br />
çanların, ezanın dilediği: kölelik;<br />
mihraptı, kiliseydi, tespihti, salipti<br />
nedir hepsinin özlediği? kölelik.</p>
<p>benim canım hep şarabın izindedir,<br />
kulağım ney ve rubap sesindedir.<br />
toprağımdan desti yaparlarsa benim<br />
o desti şarap doldurulmak içindir.</p>
<p>sen nesin, varlık nedir, nerden bileceksin?<br />
dünyan esen yel üstüne kurulmuş senin.<br />
iki yokluk arasında bir varlık seninki:<br />
hiçlik ne varsa çevrende, sen de bir hiçsin.</p>
<p>gül yanaklı sevgiliyi saramaz insan<br />
yüreğine diken batmadan, vurulmadan.<br />
kim bir güzelin saçına dokunabilmiş<br />
tarak gibi diş diş, didik didik olmadan?</p>
<p>kadeh bir bedendir, içinde can var can;<br />
candır kadehin bedeninde camlaşan.<br />
donmuş sudan ateş süzülür sanki:<br />
erimiş yakut, gönül sırçasından</p>
<p>kul olup o güzele birden,<br />
koptuk her bağdan, her tövbeden:<br />
herkes koyu müslüman döner<br />
biz putperest döndük kabeden.</p>
<p>meyhanede kendini bilenler bulunur;<br />
bilmeyeni ayırmak da kolay olur.<br />
yıkılsın bilgisizlik yuvası medrese:<br />
ordan kendini bilip de çıkan hiç yoktur.</p>
<p>uğrunda dertlere düştüğüm sevgili<br />
bir başkasına tutulmuş, o da dertli;<br />
derdimin dermanı kendi derdinde:<br />
hekim hasta olunca kime gitmeli?</p>
<p>gece, gül bahçesinde, araken seni,<br />
gülden gelen kokun sarhoş etti beni;<br />
seni anlatmaya başlayınca güle<br />
baktım kuşlar da dinliyor hikayemi.</p>
<p>güçlü olduğuna inandırdın beni;<br />
bol bol da verdin bana vereceklerini.<br />
yüz yıl günah işleyip bilmek isterim:<br />
günahlar mı sonsuz, senin rahmetin mi?</p>
<p>hem aklın mutluluk peşinde senin,<br />
hem söylerim, söylerim dinlemezsin;<br />
aldığın her nefesin kadrini bil<br />
ot değilsin ki kesildikçe bitesin.<br />
sen içmiyorsan, içenleri kınama bari;<br />
bırak aldatmacayı, iki yüzlülükleri;<br />
şarap içmem diye övünüyorsun, ama,<br />
yediğin haltlar yanında şarap nedir ki?</p>
<p>ben bugün beden kafesinde mahpusum;<br />
yol olma özlemiyle sarhoş olmuşum;<br />
varlığın ayıbından kurtarırsa beni<br />
yoksulluğun kulu, kölesi olurum.</p>
<p>benim yasam artık şarap, çalgı, eğlenti;<br />
dinim dinsizlik, bıraktım her ibadeti;<br />
nişanlım dünyaya: ne çeyiz istersin, dedim:<br />
çeyizim, senin gamsız yüreğindir, dedi.</p>
<p>benden muhammet mustafa&#8217; ya saygı ve selam:<br />
deyin ki, hoş görünürse, bir şey soracak hayyam:<br />
neden yüce efendimizin buyruklarında<br />
ekşi ayran helal da güzelim şarap haram?</p>
<p>benden hayyam&#8217; a selam söyleyin demiş peygamber;<br />
sözlerimi yanlış anlamışsa çiylik eder:<br />
ben şarabı herkese haram etmiş değilim ki<br />
hamlara haramdır, doğru, ama olgunlar içer.</p>
<p>yanlız bilgili olmak değil adam olmak;<br />
vefalı mı değil mi insan, ona bak.<br />
yücelerin yücesine yükselirsin<br />
halka verdiğin sözün eri olarak.</p>
<p>kim demiş haram nedir bilmez hayyam?<br />
ben haramı helalı karıştırmam:<br />
seninle içilen şarap helaldir,<br />
sensiz içtiğimiz su bile haram.</p>
<p>dünya yıldıramazsın beni ne yapsan;<br />
ölümden de korkmam, er geç ölür insan.<br />
ölmemek elimizde değil ki bizim:<br />
iyi yaşamamak beni korkutan.</p>
<p>yerin üstüne baktım, uykuya dalmışlar;<br />
altına baktım, çürüyüp toprak olmuşlar.<br />
yokluk ovasında başka ne var ki zaten:<br />
daha gelmemişler var, gelip gitmişler var.</p>
<p>bilge, yüce varlığın seyrine dalar;<br />
gafil ise onda dostluk düşmanlık arar.<br />
deniz, deniz olduğu için dalgalanır,<br />
çöpe sor, hep onun içindir dalgalar.</p>
<p>ben kendimden geçtikçe kendime gelirim;<br />
yücelere çıkar, alçalmayı bilirim.<br />
daha da garibi, varlığın şarabıyla<br />
ne kadar ayık da olsam, sarhoş gibiyim.</p>
<p>yüreğinde sıkıntı varsa esrar iç,<br />
ya da birkaç kadeh gül renkli şarap iç.<br />
onu içmem, bunu içmem der durursun:<br />
ahmak herif, git zıkkımın pekini iç.</p>
<p>adım kötüye çıkarsa çıksın, ben böyleyim;<br />
bir kerpiçim de olsa, satar şarap içerim.<br />
o da gidince ne yaparsın diyecekler:<br />
cübbemle sarığım ne güne duruyor, derim.</p>
<p>kalk, kalk, çalgılara çalgı katalım gitsin;<br />
adımızı kötüye çıkartalım gitsin.<br />
sofuluk şişesini çalalım taşa,<br />
seccadeyi bir kadehe satalım gitsin.</p>
<p>şarabın adı kötüye çıkmış, kendi hoş, hele bir güzelle içersen daha bir hoş;<br />
harammış şarap, olsun, bana göre hava hoş:<br />
hem, bana sorarsan, haram olan herşey hoş.</p>
<p>zaman büktü belimi, ne el tutar ne ayak;<br />
oysa ne güzel işlerim var yapılacak.<br />
can kalktı gitmeye;<br />
aman dur, diyorum:<br />
ne yapayım diyor, evin yıkıldı yıkılacak.</p>
<p>yeryüzünü gül bahçesine çevirmekten<br />
daha güzeldir bir insanı sevindirmen.<br />
bin kulu azat edenden daha büyüktür<br />
bir hür insanı iyilikle kul edebilen.</p>
<p>can bir şaraptır, insan onun destisi;<br />
beden bir ney gibidir, kan o neyin sesi.<br />
hayyam, bilir misin nedir bu ölümlü varlık:<br />
hayal fenerinde bir ışık pırıltısı.</p>
<p>ah, tanrı dünyayı yeniden yarataydı,<br />
yaratırken de beni yanında tutaydı;<br />
derdim: ya benim adımı sil defterinden,<br />
ya da benim dilediğimce yarat dünyayı.</p>
<p>uyumuşum; rüyamda akıllı bir insan<br />
dedi: sevinç gülü açmaz uykuda, uyan;<br />
ne işin var bu ölüme benzer ülkede?<br />
kalk, şarap iç, sonsuz uykulara dalmadan.</p>
<p>tekkede, medresede, maastırda, kilisede,<br />
bir cennet cehennem kaygısıdır sürüp gitmede.<br />
oysa yüce varlığın sırlarına eren kişi<br />
bunların tohumunu uğratmaz düşüncesine</p>
<p>zaman başımıza bir çorap örmeden,<br />
gelin dostlar, içelim içebilirken.<br />
o ecel çavuşu dikildi mi tepene<br />
bir yudum su iç bakalım, içebilirsen.</p>
<p>ben şarap içiyorum, doğrudur;<br />
aklı olan da beni haklı bulur:<br />
içeceğimi biliyordu tanrı,<br />
içmezsem tanrı yanılmış olur.</p>
<p>dünya hangi gülü bitirdiyse yerden<br />
kırıp atmış, toprağa gömmüş yeniden.<br />
su yerine toprağı çekseydi bulut<br />
sevgili kanları yağardı göklerden.</p>
<p>gerçeği bilemeyiz madem, ne yapsak boş;<br />
ömür boyu kuşku içinde kalmak mı hoş?<br />
aklın varsa kadehi bırakma elden<br />
bu karanlıkta ha ayık olmuşsun, ha sarhoş.</p>
<p>insan yiyeceksiz, giyeceksiz edemez:<br />
bunlar için didinmene bir şey denmez.<br />
ondan ötesi ha olmuş, ha olmamış:<br />
bu güzelim ömrünü satmaya değmez.</p>
<p>okunu attı mı ölüm, siperler boşuna;<br />
o şatafatlar, altınlar, gümüşler boşuna;<br />
gördük bütün insan işlerinin iç yüzünü:<br />
tek güzel şey iyilik, başka düşler boşuna.</p>
<p>saki, gökler, denizlerce dolgunum;<br />
içime sığmaz oldu coşkunluğum;<br />
ak saçlarımla sarhoş ettin beni,<br />
kış ortasında bahar bulutuyum!</p>
<p>dün gece şarap arıyordum şehirde;<br />
soluk bir gül gördüm bir ocak önünde;<br />
dedim: ne yaptın da yakıyorlar seni?<br />
dedi: bir kez güleyim dedim çimende.</p>
<p>bir yürek ki yanmaz, yürek denir mi ona?<br />
sevmek haram, yüreğinde ateş olmayana.<br />
bir gününü sevgisiz geçirdinse, yazık:<br />
en boş geçen günün o gündür, inan bana.</p>
<p>düşünce göklerinin baş konağı sevgidir sevgi;<br />
gençlik destanının baş yaprağı sevgidir sevgi;<br />
ey sevginin sırlarından habersiz yaşayanlar,<br />
bilin ki tüm varlığın baş kaynağı sevgidir sevgi.</p>
<p>barış istemiyorsa felek, işte savaş;<br />
ister serseri deyin bana, ister ayyaş;<br />
işte şarap, duruyor ortada, kıpkızıl;<br />
içmeyen taşa çalsın başını, işte taş!</p>
<p>şarabım, kasem, sevgilim, bir de çimen;<br />
bırak bana bunları, al cenneti sen.<br />
cehennemmiş, kuru laf bunlar:<br />
kim gitmiş cehenneme, kim dönmüş cennetten?</p>
<p>çekmeyiz aşağılık dünyanın gamını;<br />
özleriz gül rengi şarabın canını;<br />
şarap dünyanın kanı, dünya ise kanlımız:<br />
niçin içmeyelim kanlımızın kanını?</p>
<p>seccadeye tapanlar eşek değil de nedirler?<br />
küfelerle riya çamuru yüklenirler gezerler.<br />
işin kötüsü, din perdesi arkasında bunlar,<br />
müslüman geçinirken gavurdan beterdirler.</p>
<p>bu çürük temelli kubbede neyiz ki biz?<br />
tasta delik arayan karıncalar gibiyiz.<br />
ne korku, ne umut kapılarını bilen<br />
şaşkın, gözü bağlı, avanak öküzleriz.</p>
<p>yıkık bir saray bu dünya dedikleri;<br />
gece ve gündüz atlarının durak yeri;<br />
yüz cemşit&#8217; den arda kalmış bir dünya bu:<br />
yüz behram kendinin sanmış bu gökleri.</p>
<p>gelip de eskiyenler, yeni gelenler,<br />
hepsi gider bugün yarın, birer birer;<br />
kimselere kalmamış bu eski dünya:<br />
kimi gitti gider, kimi geldi gider.</p>
<p>ölüp yok olma korkuların saçma<br />
yoktan vara yükselen dalda oldukça;<br />
sevgiye isa gibi dirilmişsin sen;<br />
ölüm yok artık sana dünya durdukça.</p>
<p>ben kendiliğimden var değilim bu varlığımla;<br />
kendim çıkmış değilim elbet bu karanlık yola;<br />
bir başka varlıktan gelmiş bendeki varlık:<br />
ben dediğin kim ola, nerde, ne zaman var ola?</p>
<p>haksızlık etmekten sakın, hak yoluna gir;<br />
yediğin ekmeği başkasına da yedir;<br />
cana kıyma, kimsenin sırtından geçinme,<br />
seni cennete sokmak benden:<br />
şarap getir!</p>
<p>ben hangi şarapla sarhoş olursam olurum, ateşe, puta, neye taparsam taparım;<br />
herkes bir türlü görmek istiyor beni<br />
ben kendimi ne türlü yaparsam yaparım.</p>
<p>şarap küpü önüne serdik seccademizi;<br />
şarap yakutuyla adam ettik kendimizi;<br />
umudumuz, meyhanede yeniden bulmak<br />
camide, medresede yiten günlerimizi.</p>
<p>ben çimen mısrının yusufuyum, dedi gül;<br />
dilimden altın, yakut saçılır, dedi gül;<br />
dedim: senin yusuf olduğun nerden belli?<br />
kana boyanmış gömleğime bak, dedi gül</p>
<p>ne gündüz oturduk, ne gece uyuduk;<br />
dünyada cem&#8217;in kadehini aradık durduk.<br />
öğrenince dünyaları yansıttığını,<br />
cem&#8217;in kadehini yüreğimizde bulduk.</p>
<p>rintlerin yolunda kendini unut;<br />
namazın, orucun kökünü kurut;<br />
öğütlerin iyisini hayyam&#8217;dan işit:<br />
şarap iç,yol kesme, yoksulları tut.</p>
<p>bu ucsuz bucaksız dünya içinde, bil ki,<br />
mutlu yaşamak iki türlü insana vergi:<br />
biri iyinin kötünün aslını bilir,<br />
öteki ne dünyayı bilir ne kendini.</p>
<p>şarap güllere çevirsin sabahımızı;<br />
çalalım yere şan şeref külahımızı;<br />
nemize gerek bizim uzun dilekler,<br />
uzun saçlar, çalgılar sarsın havamızı.</p>
<p>hayyam, şarap iç, sarhoş olmak ne hoş,<br />
sevgilin de varsa, sarılmak ne hoş;<br />
er geç sonu yokluk madem bu dünyanın,<br />
yok say kendini, bak var olmak ne hoş!</p>
<p>hayyam, bak şu mavi gök nasıl durulmuş;<br />
açmış çadırı, kesmiş dedikoduyu, susmuş.<br />
varlığın kadehinde, çünkü, ezel sakisi<br />
bin hayyam kabarcığı belirtip yok etmiş.</p>
<p>bu dünya kimseye kalmaz, bilesin;<br />
er geç kuyusunu kazar herkesin.<br />
tut ki nuh kadar yaşadın zor bela<br />
sonunda yok olacak değil misin?</p>
<p>güneşi balçıkla sıvamak elimde değil;<br />
erdiğim sırları söylemek elimde değil;<br />
aklım düşüncenin derin denizlerinden<br />
bir inci çıkardı ki delmek elimde değil.</p>
<p>canım şarap, ne güzelsin billur kasende;<br />
aklı köstekleyen bir büyü var sende.<br />
biraz içti mi insan açılır yüreği<br />
döker ortaya nesi varsa içinde.</p>
<p>bu sarayın başı göklerdeydi bir zaman;<br />
padişahlar girer çıkardı kapısından.<br />
şimdi duvarında bir kumru: guguk, diyor.<br />
guguk, guguk, o şanlı günlerin ardından.</p>
<p>hayyam bu zamanda vahlanıp durmak boşuna;<br />
kendi derdine düşmek utanç verir insana.<br />
iyisi mi şarap iç, çalgı dinleyerek<br />
nerdeyse bir taş düşer senin de sofrana.</p>
<p>gören göze güzel, çirkin hepsi bir;<br />
aşıklara cennet, cehennem, hepsi bir;<br />
ermiş ha çul giymiş, ha atlas;<br />
yün yastık, taş yastık, seven başa hepsi bir.</p>
<p>kaderin elinde boynum kıldan ince:<br />
tüysüz kuşa dönerim ecel gelince,<br />
yine de toprağımdan testi yapın siz:<br />
dirilirim içine şarap dökünce.</p>
<p>yakınırım aynalar gibi felekten;<br />
bıkmaz alçakları yükseltmekten.<br />
gözyaşı dolu bir kadeh oldu yüzüm,<br />
yüreğim kan dolu bir desdi gerçekten.</p>
<p>yüreğim, kimselerden ihsan dileme;<br />
bu amansız felekten aman dileme;<br />
bil ki, derman aradıkça artar derdin:<br />
derdinle haldaş ol, derman dileme.</p>
<p>tanrı gülüşünle öfkeni almış senin,<br />
birinden cennet yapmış, birinden cehennem.<br />
sen cennetimsin benim, ben senin uslu kulun:<br />
açılsın kapıları bana cennetimin!</p>
<p>ey canlar, şarapla buldurun bana beni;<br />
yakutlara çevirin kehruba çehremi;<br />
şarapla yıkayın beni öldüğüm zaman<br />
asmadan bir tabut içinde gömün beni.</p>
<p>feleğin çarkı dönmeyecek madem muradımca,<br />
gökler ha yedi kat olmuş, ha sekiz, bana ne?<br />
ölüm bütün isteklerimi yok ettikten sonra<br />
ha dağda kurt yemiş beni, ha mezarda karınca.</p>
<p>hayyam, olsa olsa bir çadır senin bedenin,<br />
can sultanımızın bir süre oturması için;<br />
ecel hancısı bir başka konak döşeyince<br />
sultan göçer gider, viran olur çadırın senin.</p>
<p>şarap içti mi, dilenci sultanlaşır;<br />
tilki çıkar deliğinden, aslanlaşır;<br />
yaşlı başlı adam delikanlaşır;<br />
delikanlı yaşca başca olgunlaşır.</p>
<p>günahlarım çok olmasına çoktur benim,<br />
ama dinsizler gibi umutsuz değilim:<br />
cennet cehennem umrumda değilse de<br />
ötede hem şarap olacak, hem de sevgilim.</p>
<p>ey kara cübbeli, senin gündüzün gece;<br />
taş atma dünyayı bilmek isteyenlere.<br />
onlar yaradanın sanatı peşindeler:<br />
senin aklın fikrin abdest bozan şeylerde</p>
<p>her gün tövbe eder bozarız biz;<br />
şanı şerefi de boşarız biz;<br />
kusur işlersek ayıplamayın:<br />
sarhoş doğduk, sarhoş yaşarız biz.</p>
<p>şu sonsuz sayvanı donatan yıldızlar<br />
akılların aklını durdururlar;<br />
sen aklından şaşmamaya bak ve bil ki<br />
o tedbirli yıldızlar da yoldan çıkarlar.</p>
<p>derdin avucundan şarap içmedikçe<br />
bir yudum su içmiş değilim gönlümce;<br />
kimsenin tuzuna da ekmek banmadım<br />
ciğerimi kebap edip yemedikçe.</p>
<p>daha nice sürsün yalan dolanı ömrün;<br />
daha nice dert sunsun sakisi ömrün;<br />
uzatma; kadehindeki son yudum gibi<br />
bırak dökülsün yere kalanı ömrün.</p>
<p>her gün şarap cümbüşüne dalanların da<br />
her gece mihrap önünde kalanların da<br />
ıslanmayanı yok, yağmur altında hepsi:<br />
bir uyanık var, ötekiler hep uykuda.</p>
<p>unutma, amansız feleğin çarkındasın;<br />
şarap iç, çünkü ateşten bir dünyadasın;<br />
madem ki yerin önünde sonunda toprak<br />
farzet ki üstünde değil altındasın.</p>
<p>sevgiliyle sabah içmedeyiz, saki;<br />
biz nasuh tövbesi bilmeyiz, saki;<br />
yeter okuduğun nuh hikayesi<br />
hemen dolsun huzur kasemiz, saki.</p>
<p>madem aman vermiyor ecel, saki,<br />
kadeh boş kalmasın, aman gel, saki;<br />
şu üç beş günlük dünyada gam yemek<br />
bizim gönlümüzce iş değil, saki.</p>
<p>her sabah çiğle bezenir yüzü lalenin;<br />
yeşillikte bükülür boynu menekşenin;<br />
ama daha gönlümcedir hali goncenin<br />
çeker eteğini, derlenir için için.</p>
<p>şarap sonsuz hayat kaynağıdır, iç;<br />
gençlik sevincinin pınarıdır, iç;<br />
gamı yakar eritir ateş gibi,<br />
sağlık sularından şifalıdır, iç.</p>
<p>açılmışken nasılsa mutluluk gülün<br />
niçin elinde kadeh yok böyle bir gün?<br />
şarap iç, can düşmanındır geçen zaman:<br />
bir daha bu fırsatı bulman ne mümkün?</p>
<p>gönül, bir düş madem dünya gerçeği<br />
ne dertlenir, alçaltırsın kendini?<br />
hoşgör kaderini, gününü gün et:<br />
yazılan senin için bozulmaz ki.</p>
<p>sevenlerinden yer yok ben garibe;<br />
derdine düşenlerle başım dertte;<br />
sarmışlar seni kum bulutu gibi<br />
gül yüzünden ışık mı düşer bize.</p>
<p>yoksula, yoksulluğa yakın ettin beni;<br />
dertlere, gurbetlere alıştırdın beni;<br />
yakınların ancak ere bu mertebeye;<br />
tanrım, ne hizmet gördüm de kayırdın beni?</p>
<p>insanlık yaratılalı olgun kişiler<br />
bulduklarıyla yetinip dert çekmediler<br />
birbirine girdi gözü doymayanlarsa:<br />
çok isteme kaderden başın derde girer.</p>
<p>kim yüreğini uydurduysa aklına<br />
bir anını yitirmedi bu dünyada;<br />
ya tanrı uğruna emek verdi candan<br />
ya rahatını aradı buldu şarapta.</p>
<p>ben şarabı eskimiş acı acı severim;<br />
en çok da ramazanda cumaları içerim;<br />
helal üzümünü ezdim doldurdum küpe:<br />
ne olur,içinceyedek ekşitme tanrım.</p>
<p>ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.<br />
kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.<br />
sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.<br />
ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.</p>
<p>aşk o yüce mimar, beden evimi kurunca<br />
aşk dersini yazdırdı bana her dersten önce<br />
sonra bir parça altın koparıp yüreğimden<br />
air anahtar yaptı mana hazinelerine.</p>
<p>gök yaban gülleri döküyor eteğinden<br />
bir çiçek yağmuruna tutuldu sanki çimen<br />
gül şarap dolsun kadehimin lalesine<br />
mor buluttan yere yaseminler düşerken.</p>
<p>şarap iç, azlık çokluk silinsin kafandan<br />
kurtul yetmiş iki milletin kaygusundan<br />
perhize kalkma sakın dokunur diye şarap.<br />
şarap ki bir dirhemi bin bir derde derman.</p>
<p>can yoldaşı dostlar çekildi gittiler<br />
ecel çiğnedi hepsini birer birer<br />
yan yana oturmuştuk hayat sofrasına<br />
bizden birkaç kadeh önce sızdı gittiler.</p>
<p>yokluk suyuyla ekilmiş tohumum benim<br />
gam ateşiyle tutuşmuş yanar yüreğim<br />
alındığım toprağa verilmeden önce<br />
dünyanın serseri yelleri önündeyim.</p>
<p>bu masmavi kubbenin kurulduğu gün<br />
bu nur cevza burcuna verildiği gün<br />
mumun başına bağlanan alev gibi<br />
bağlandı yüreğime senin aşk gülün.</p>
<p>seher yeli eser yırtar eteğini gülün<br />
güle baktıkça çırpınır yüreği bülbülün<br />
sen şarap içmene bak, çünkü nice gül yüzler<br />
kopup dallarından toprak olmadalar her gün.</p>
<p>mezarda yatanların toz toprak her biri<br />
zerre zerre dağılıp gitmiş bedenleri<br />
ne şarap ki bir içen sızmış mahşeredek<br />
işten güçten habersizler yıllardan beri.</p>
<p>bu yıldızlı gökler ne zaman başladı dönmeye?<br />
ne zaman yıkılıp gidecek bu güzelim kubbe?<br />
aklın yollarıyla ölçüp biçemezsin bunu sen<br />
mantıkların, kıyasların sökmez senin bu işde.</p>
<p>bin bir tuzak kurarsın yolum üstüne<br />
adım atma yakalarım dersin bir de<br />
bir zerre var mı dünyada yönetmediğin<br />
neden asi dersin kendi yürüttüğüne?</p>
<p>bu dünya sırrını söylemez kimseye;<br />
bin mahmud&#8217; u bin ayaz&#8217; ı serdi yere;<br />
şarap iç, dünyaya gelinmez iki kez:<br />
bir kez giden bir daha gelmez geriye.</p>
<p>bu dünyaya gelip gitmemizin kazancı nerde?<br />
ömrümüzün umut ipliği ne oldu, nerde?<br />
bu feleğin çemberinde nice temiz canlar<br />
yandı kül oldular, hani dumanları, nerde?</p>
<p>bilmem, tanrım, beni yaratırken neydi niyetin,<br />
bana cenneti mi, cehennemi mi nasip ettin;<br />
bir kadeh, bir güzel, bir çalgı bir de yeşil çimen<br />
bunlar benim olsun, veresiye cennet de senin.</p>
<p>feleğin atı eğerlenip dizginlediği gün<br />
göklerin yıldızlarla donatıldığı gün<br />
bize bu nasibi verdi kader divanı<br />
biz yoktuk kusur paylarımız dağıldığı gün.</p>
<p>oruç tutup namaz kılmağa kalktım geçende<br />
dedim belki öyle ererim dileklerime<br />
yazık ki bir kuru yelle bozuldu abdestim<br />
bir damla şarapla da orucum gitti güme.</p>
<p>bak, saki, yüreğim arındı bütün kaygılardan<br />
gitti o kükreyen aslanlar, bomboş şimdi orman<br />
gece yıldız saçarken göklerin şarap kasesi<br />
benim kadeh boş günümü gün edeceğim zaman.</p>
<p>senden benden önce kadın erkek niceleri<br />
şenlendirip süslediler dünya denen yeri<br />
senin tenin de toprağa karışacak yarın<br />
senden beslenecek nice insan bedenleri.</p>
<p>gönlünü hoş tut, sonu gelmez kaygıların<br />
gök kubbede çatışması bitmez yıldızların<br />
senin toprağa karışacak bedenlerinse<br />
tuğla olacak sarayına başkalarının.</p>
<p>tanrı evrenin canı, evrense tek bir beden<br />
melekler bu bedenin duyuları hep birden<br />
yerde gökte canlı, cansız ne varsa birer uzuv:<br />
budur tanrı birliği, boştur başka her söylenen</p>
<p>kader defterimi yeniden yazabilseydim<br />
kendime gönlümce bir hayat seçerdim;<br />
bütün dertleri siler atardım dünyamızdan<br />
sevinçten göklere uçardı düşüncelerim.</p>
<p>şu senin benim dediğimiz toprak neyimizdir<br />
birkaç günlük cennetimiz cehennemizdir<br />
bugün su içtiğin şu testi toprak olunca<br />
mezarına atılır belki bir gün, kim bilir.</p>
<p>iki günde bir somun geçiyorsa eline<br />
soğuk suyu da olursa bir kırık testide<br />
niçin kendinden kötüsüne kul olur insan,<br />
ne diye girer kendi gibisinin hizmetine?</p>
<p>bu varlık denizi nerden gelmiş bilen yok;<br />
öyle bir inci ki bu büyük sır delen yok;<br />
herkes aklına eseni söylemiş durmuş,<br />
işin kaynağına giden yolu bulan yok.</p>
<p>oğul, dünyamızı aydınlatan şarabı sun;<br />
sevinç gülümüze ay ışığı gibi vursun;<br />
sular gibi akar gider gençliğin ateşi,<br />
bir uykudur o senin uyanık mutluluğun.</p>
<p>dilerim ölünce şarapla yıkanayım<br />
şarap şiirleriyle talkınlanayım<br />
mahşer günü arayan olursa beni<br />
meyhanenin önündeki topraktayım.</p>
<p>senden benden önce de vardı bu gün bu gece<br />
felek dönüp durmadaydı hep bu gördüğünce<br />
usulca bas toptağa, çünkü bastığın yer<br />
bir güzelin gözbebeğiydi beş on yıl önce.</p>
<p>yaşamanı akla uydurman gerekir,<br />
ama bilmezsin akla uygun olan nedir;<br />
bereket eli çabuktur zaman usta&#8217;nın,<br />
başına vura vura sana da öğretir.</p>
<p>gül mevsimi çimendeyiz su kıyısında<br />
birkaç nur yüzlü güzel de var aramızda<br />
şarap sun çünkü sabah erken içenlere<br />
ne mescit gerekir ne kilise dünyada.</p>
<p>tanrı gönlünce yaratır da her şeyi<br />
neden ölüme mahkum eder hepsini?<br />
yaptığı güzelse neden kırar atar<br />
çirkinse suçu kim kime yüklemeli?</p>
<p>ezel avcısı bir yem koydu oltasına<br />
bir canlı avladı adem dedi adına<br />
iyi kötü ne varsa yapan kendisiyken<br />
tutar suçu yükler kendinden başkasına.</p>
<p>bu dünyada nedir payıma düşen, hiç<br />
nedir ömrümün kazancı felekten, hiç<br />
bir sevinç mumuyum sönüversem hiçim<br />
bir kadehim kırılsam ne kalır benden hiç.</p>
<p>o yakut dudakları kızıl kızıl yanan nerde?<br />
o güzelim kokusu cana can katan nerde?<br />
müslümanlara şarap haram edilmiştir derler<br />
içmene bak, haram işlemeyen müslüman nerde?</p>
<p>bu dünyaya kendi isteğimle gelmedim ben;<br />
şaşkınlıktan başka şeyim artmadı yaşarken.<br />
kendi isteğimle de gidiyor değilim şimdi,<br />
niye geldik kaldık, niye gidiyoruz bilmeden.</p>
<p>sonsuz çemberinde bu dipsiz evrenin<br />
gönül hoşluğuyla iç, geçmeden devrin<br />
ecel şarabın sunulunca da ah etme:<br />
sıran gelince içmezlik edemezsin.</p>
<p>iç, şarap iç, mahmut olmak budur;<br />
çalgı dinle, davut olmak budur;<br />
geçmişi, geleceği düşünme<br />
gününü gün et, yaşamak budur.</p>
<p>bu ömür kervanı bir tuhaf gelir gider<br />
kazancın, yaşamasını bildiğin günler;<br />
saki, bırak şu yarını düşünenleri<br />
geçti gidiyor gece, geçmeden şarap ver.</p>
<p>kimileri laf dünyasında şişinip durmuş;<br />
kimi güzel ardında koşturmuş;<br />
perdeler inince anlar her biri, ey gerçek,<br />
senden ne uzak, ne uzak yollara vurmuş.</p>
<p>gönlünce de dönse, bu dünyanın sonu ne?<br />
okunup bitse de ömür destanının, sonu ne?<br />
yüz yıl dilediğince yaşadın diyelim,<br />
bir yüz yıl daha yaşasaydın, donu ne?</p>
<p>bulut geçti, göz yaşları kaldı çimende<br />
gül rengi şarap içilmez mi böyle günde?<br />
bugün bu çimen bizim, yarın kim bilir kim<br />
gezecek bizim toprağın yeşilliğinde.</p>
Posted in ömer hayyam  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/simurg555.wordpress.com/2548/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/simurg555.wordpress.com/2548/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/simurg555.wordpress.com/2548/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/simurg555.wordpress.com/2548/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/simurg555.wordpress.com/2548/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/simurg555.wordpress.com/2548/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/simurg555.wordpress.com/2548/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/simurg555.wordpress.com/2548/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/simurg555.wordpress.com/2548/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/simurg555.wordpress.com/2548/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2548&subd=simurg555&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://simurg555.wordpress.com/2009/12/03/rubailer/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/12/omerhayyam.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">omerhayyam</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>doğa açılımı</title>
		<link>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/29/doga-acilimi/</link>
		<comments>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/29/doga-acilimi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 23:28:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[güven eken]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurg555.wordpress.com/?p=2540</guid>
		<description><![CDATA[güven eken
anadolu&#8217;da bu zengin doğa olmasa, türk, kürt, çerkez, laz, 72 millet yan yana yaşamazdı. bu nedenle açılım, hepimizin yegane ortak kökünden, doğadan başlamalı.
demoktratik açılımla ilgili tartışmaları hayretle izliyorum.
anadolu topraklarını karış karış gezmesem, gerçek manzarayı bilmesem, bir gün gelecek ülkeyi yönetenler türk, kürt, çerkez, laz hepsine sahip çıkacak diye umutlanacağım.

oysa benim gördüğüm gerçek, bundan çok [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2540&subd=simurg555&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>güven eken</strong><br />
<a href="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/11/guveneken.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2542" title="guveneken" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/11/guveneken.jpg?w=125&#038;h=150" alt="" width="125" height="150" /></a>anadolu&#8217;da bu zengin doğa olmasa, türk, kürt, çerkez, laz, 72 millet yan yana yaşamazdı. bu nedenle açılım, hepimizin yegane ortak kökünden, doğadan başlamalı.</p>
<p>demoktratik açılımla ilgili tartışmaları hayretle izliyorum.</p>
<p>anadolu topraklarını karış karış gezmesem, gerçek manzarayı bilmesem, bir gün gelecek ülkeyi yönetenler türk, kürt, çerkez, laz hepsine sahip çıkacak diye umutlanacağım.<br />
<span id="more-2540"></span><br />
oysa benim gördüğüm gerçek, bundan çok farklı.</p>
<p>böyle giderse, ne kürt kalacak, ne laz, ne çerkez, ne gürcü, ne de türk?</p>
<p>çünkü hükümet, bir yandan anadolu&#8217;daki uygarlıklara tek tek sahip çıkma söylemini yayarken, diğer yandan icraatlarıyla tüm bu toplulukların anadolu&#8217;daki ortak köklerini yok ediyor.</p>
<p>örnek mi? yazık ki sayısız.</p>
<p>sarıkeçililer, türk göçerlerinin türkiye&#8217;deki son temsilcileri. onlar, orta asya&#8217;dan anadolu&#8217;ya uzanan kadim bir kültürün canlı belgeleri. hükümet, kendi istekleri ile göçmeye devam eden son sarıkeçililer&#8217;e sırf göçtükleri için milyarlarca lira ceza kesiyor ve onları apartman katında yerleşik yaşama geçmeye zorluyor.</p>
<p>munzur, hükümet tarafından baraj inşaatçılarına satılmış. dere üzerinde sekiz baraj yapmak istiyorlar. oysa munzur, dersim alevileri&#8217;nin kutsal suyu, ibadet yeri. satmak şöyle dursun, munzur&#8217;a dokunmak bile itina ister. durum böyleyken, ağzınıza dersim lafını nasıl alıyorsunuz? anlamak zor?</p>
<p>hasankeyf türkiye&#8217;nin en köklü arap islam yerleşimlerinden. insanlar orada binlerce yıldır dicle kıyısında yaşıyor ve benzersiz aksanlarıyla arapça konuşuyor. dicle kıyısında yetişen narı topluyor, el rızık camii&#8217;nde ibadet ediyor. hükümet ise hasankeyfliler&#8217;i kendi rızası olmadan dağın başındaki toki evlerine taşımaya çalışıyor, dicle vadisi&#8217;ndeki dünya mirasını sular altında bırakmak istiyor. ertesi gün ise açılımdan bahsediyor.</p>
<p>çoruh vadisi&#8217;nin tamamını, baraj sularıyla yok etmeye kararlılar. ne var ki, bu bölge anadolu&#8217;nun en önemli ermeni yerleşimlerinden. sayısız köy, kilise ve hala kullanılan geleneksel tarım alanı hükümetin ürpertici su politikası nedeniyle sular altında kalacak, anadolu&#8217;nun binlerce yıllık kültür belleği yerle yeksan olacak.</p>
<p>istanbul&#8217;un orta yerindeki sulukule&#8217;ye ne dersiniz? romanlar da bu toprakların zenginliği, yüzlerce yıldır kardeşimiz değil mi? öyleyse neden onları her yere uzak toki evlerine sürüyorsunuz?</p>
<p>macahel&#8217;de gürcü kültürü hidroelektrik santraller nedeniyle nasıl yok oluyor, tuz gölü kuruyunca göl kenarındaki kürt yerleşimleri ne hale geldi, ıstranca dağları&#8217;nda pomak&#8217;lar nasıl yaşıyor, küre dağları milli parkı&#8217;nın suyunu satmak türk kültürü için ne anlama geliyor? konu hakkında daha çok örnek verebilirim. ancak listeyi fazla uzatmayacağım. çünkü şunu çok iyi biliyorum?</p>
<p>bir toplumun karakterini kimliği ve dini inancından çok, yaşadığı coğrafya belirler.</p>
<p>bu topraklarda doğan her bir insanın kökleri, bir ucuyla çatalhöyük&#8217;e, diğer uçlarıyla orta asya&#8217;ya, iyonya&#8217;ya, mezopotamya&#8217;ya ve sayısız başka coğrafyalara uzanır. bu kökler, türk, kürt, laz, çerkez ve diğerlerini ayırt etmeden hepimizi besler.</p>
<p>bu nedenle ülkenin yöneticileri, bu topraklardaki çeşitliliğin kendisi kadar, türkiye insanlarının ortak köklerini de korumakla mükelleftir. çünkü bugün şahidi ve parçası olduğumuz bu çeşitliliğin asıl nedeni, işte bu köklerdir. anadolu insanının kökleri yok olduğunda, çeşitliliğin kendisi de, açılım da imkansız hale gelecektir.</p>
<p>bir toplumun ortak kökleri, yaşadığı yerdeki doğa ve kültür mirasından başka bir şey değildir. bu mirasın varlığını tehdit eden her türlü girişim, o toplumun köklerine de telafisi mümkün olmayan zararlar verecektir. işte bu nedenle hükümetin eylemleri ve açılımla ilgili söylemleri, birbiriyle olduğu kadar, ülkenin gerçek menfaatleriyle de çelişmektedir. ülkeyi yönetenler, anadolu&#8217;nun miras coğrafyalarını benzeri görülmemiş bir hızla satıp savmakta ve burada yaşayan insanları, köken ayırt etmeden, yüzlerce yıldır yaşadıkları toprakları terk ederek büyük şehirlere göçmeye zorlamaktadır.</p>
<p>türkiye&#8217;nin zenginliğine sahip çıkmak için, bu coğrafyada yetişmiş insanların adlarını zikretmek yetmez. daha anlamlı olan, bu insanların ortaya çıktığı coğrafyaların değerini anlamak ve oraları yaşatmaktır. çatalhöyük&#8217;ün, hasankeyf&#8217;in, munzur dağları&#8217;nın, fırat&#8217;ın, çoruh&#8217;un ve bize miras tüm coğrafyaların önünde saygıyla eğilmektir.</p>
<p>çünkü konya&#8217;nın sazlıkları ve çatalhöyük olmasa, mevlana&#8217;nın şiiri yarım kalırdı. dicle ve hasankeyf olmasa, el cezeri gibi bir islam alimi yaşamazdı. munzur akmasa, dersim alevileri benzersiz bir kültür yaratamazdı.</p>
<p>anadolu&#8217;da bu zengin doğa olmasa, türk, kürt, çerkez, laz, 72 millet yan yana yaşamazdı.</p>
<p>işte tam da bu nedenlerle, suyu satan, ormanları parselleyen, dağları maden şirketlerine veren, anadolu&#8217;daki kırsal bilgiyi hiçe sayan ve anadolu&#8217;yu insansızlaştıran bir anlayış, ancak kağıt üzerinde açılabilir. sahada ise kaybeder. belki 72 milletin adı kalır, ancak aslı kaybolur. coğrafyası elinden alınmış anadolu medeniyetleri, birer birer dünya sahnesinden silinir gider.</p>
<p>bana göre çok tartışılan açılım, hepimizin yegane ortak kökünden, doğadan başlamalı.</p>
<p>açılımın sathı, sözcükler alemi değil, üzerinde yaşadığımız toprak olmalı. açılım, bizi sadece birbirimizle değil, geçmişimiz ve geleceğimizle de buluşturmalı. en nihayetinde, böyle bir açılımın gücü, sadece bugünün türkiye&#8217;sinin insanlarını değil, bütün kainatı kucaklamalı.</p>
<p>bu söylediklerimin imkansız olmadığını, er ya da geç göreceğiz.</p>
<p>çünkü her insanda bir ağaç gizlidir. her sözcük bir meyve ve her düşünce bir tohumdur.</p>
<p>yeter ki elimizde o ağacın kök salacağı bir karış doğa kalsın.</p>
<p>güven eken &#8211; doğa derneği başkanı<br />
guven.eken@dogadernegi.org</p>
<p><strong>kaynak</strong>: radikal iki, 29 kasım 2009</p>
Posted in güven eken  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/simurg555.wordpress.com/2540/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/simurg555.wordpress.com/2540/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/simurg555.wordpress.com/2540/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/simurg555.wordpress.com/2540/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/simurg555.wordpress.com/2540/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/simurg555.wordpress.com/2540/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/simurg555.wordpress.com/2540/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/simurg555.wordpress.com/2540/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/simurg555.wordpress.com/2540/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/simurg555.wordpress.com/2540/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2540&subd=simurg555&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/29/doga-acilimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/11/guveneken.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">guveneken</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>bütçe 2010</title>
		<link>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/28/butce-2010/</link>
		<comments>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/28/butce-2010/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 28 Nov 2009 17:45:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[yakup kepenek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurg555.wordpress.com/?p=2546</guid>
		<description><![CDATA[prof. dr. yakup kepenek
şimdilerde bizde az önemsenmesine bakmayın, devlet bütçesi bir hükümetin ekonomiyi anlayışını ve toplumun değişik kesimlerine bakışını yansıtır. bu nedenle ekonomi politiğin çok önemli bir gerçek fotoğrafı sayılır.
görüşülmekte olan 2010 bütçesi, gerek temel büyüklükleri, gerekse bunların alt başlıkları ya da dağılımları bakımından bundan önceki bütçelerin tekrarından başka bir şey değildir. oysa içinden geçilmekte [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2546&subd=simurg555&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>prof. dr. yakup kepenek</strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1686" title="yakupkepenek" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/02/yakupkepenek.jpg?w=125&#038;h=150" alt="yakupkepenek" width="125" height="150" />şimdilerde bizde az önemsenmesine bakmayın, devlet bütçesi bir hükümetin ekonomiyi anlayışını ve toplumun değişik kesimlerine bakışını yansıtır. bu nedenle ekonomi politiğin çok önemli bir gerçek fotoğrafı sayılır.</p>
<p>görüşülmekte olan 2010 bütçesi, gerek temel büyüklükleri, gerekse bunların alt başlıkları ya da dağılımları bakımından bundan önceki bütçelerin tekrarından başka bir şey değildir. oysa içinden geçilmekte olan 2009’da ekonominin yüzde 6,5 gibi rekor bir oranda ve başka ülkelerle karşılaştırılamayacak kadar daralacağı, hükümetin kendi öngörüsüdür. böyle olunca da, bütçe’nin, yine hükümetçe öngörüldüğü gibi ekonominin 2010’da yüzde 3,5 büyümesi için, önceki yılların bütçelerinden çok değişik bir ekonomi politikası sepeti içermesi gerekirdi.<br />
<span id="more-2546"></span><br />
örneğin iç talebi ve bu yoldan ekonomiyi canlandırmak için hükümet harcamalarını artırmak yoluna gidilmesi “kendi mantığı içinde” çok daha tutarlı olurdu. böyle yapılmıyor; maliye bakanı “bütçe disiplini” ilkesine bağlı kalınacağını ısrarla vurguluyor ve bu anlayış olduğu gibi bütçe büyüklüklerine de yansıyor.</p>
<p>geçmişin hızlı ekonomik büyüme yıllarında “enflasyon olur” kaygısı ve ımf baskılarıyla uygulanan bütçe disiplini, yani, gelir ve giderleri olabildiğince azaltarak dengeli tutma politikasına akp hükümeti anlaşılan çok alıştı, ondan bir türlü vazgeçemiyor. tarihinin en ağır bunalımlarından birini yaşayan ekonomiye aynı uygulamayı, yani ekonominin yüzde 6-7 büyüdüğü yılların bütçe politikasını “uygun” buluyor.</p>
<p>hükümet çok yanılıyor. açıklandığı gibi başta şeker sanayisi ve elektrik dağıtımı olmak üzere yapılacak özelleştirmelerden 10 milyar dolar gibi bir gelir elde edilecek olsa bile, bu bütçeyle ekonominin 2010’da yüzde 3,5 büyümesi ve özellikle de giderek bir toplumsal yıkıma dönüşen ve kalıcılaşan işsizliğin bir ölçüde de olsa azaltılması hiçbir biçimde olanaklı değildir.</p>
<p>***<br />
bütçenin geçmişin tekrarı olma özelliği en kilit değişkeninde, vergilerde de görülüyor.</p>
<p>türkiye yıllardır ve giderek yükselen oranda dolaylı vergi topluyor. dolaylı vergiler, vergiyi verenler arasında varlık durumuna göre ayırım yapmaz; yoksul ve varsıldan eşit oranda alınır. bu nedenle de halkın oylarıyla işbaşına gelen ve toplumsal duyarlılığı bulunan hükümetler, bu tür vergileri sınırlı tutmak zorunda kalır. demokratik ülkelerde vergiler, ilke olarak ekonomik güce göre, yani gelir ve kazancın büyüklüğüne göre alınır.</p>
<p>nitekim gelir ve kazanç üzerinden alınan vergilerin toplam yurtiçi üretim içindeki payı, oecd ülkelerinde 2007’de “ortalama” yüzde 13,5; türkiye’de ise oecd ülkelerinin en düşük oranıyla yüzde 5,6’tır. maliye bakanı’nın açıklamalarında bu veriler kullanılabiliyor, ancak vergilerdeki bu büyük adaletsizliği düzeltme yönünde bir adım bulunmuyor. iç ve dış sermaye kesimlerine, “biz gelirden vergi almayız” mesajı veriliyor.</p>
<p>oysa içinden geçilmekte olan ağır ekonomik bunalımın hafifletilmesi amacıyla dolaylı vergilerin, bu yaz geçici bir süre dayanıklı tüketim mallarında yapıldığı gibi değil, başta gıda olmak üzere temel tüketim mallarında ve kalıcı olarak indirilmesi yoluna gidilebilirdi. vergi toplamak kuyudan su çekmeye benzer; bunun için önce, pompaya biraz su konulması gerekir. bu bütçe pompaya su koymuyor. bütçe’de bu yola başvurulmuyor; bu en haksız vergi türü,  2010 ‘da toplam vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 70’i dolayında olacaktır.</p>
<p>***<br />
akp hükümeti,  2010 bütçesi ile yaşanmakta olan ağır ekonomik bunalımdan çıkış için parlak büyüme yıllarından farklı bir bütçe uygulamasına, bir bunalım çıkış programı yapmaya gitmiyor. ekonomi, en fırtınalı koşullarda bile komutasız kalıyor, esen rüzgâra, kabaran dalgalara bırakılıyor.</p>
Posted in yakup kepenek  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/simurg555.wordpress.com/2546/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/simurg555.wordpress.com/2546/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/simurg555.wordpress.com/2546/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/simurg555.wordpress.com/2546/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/simurg555.wordpress.com/2546/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/simurg555.wordpress.com/2546/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/simurg555.wordpress.com/2546/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/simurg555.wordpress.com/2546/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/simurg555.wordpress.com/2546/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/simurg555.wordpress.com/2546/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2546&subd=simurg555&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/28/butce-2010/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/02/yakupkepenek.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">yakupkepenek</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>ataerki dediğin tek dişi kalmış canavar…</title>
		<link>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/26/ataerki-dedigin-tek-disi-kalmis-canavar/</link>
		<comments>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/26/ataerki-dedigin-tek-disi-kalmis-canavar/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Nov 2009 14:14:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[sibel özbudun]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurg555.wordpress.com/?p=2534</guid>
		<description><![CDATA[sibel özbudun
dicle koğacıoğlu’nun kırılgan yüreği adına…
“herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.” [leo tolstoy]
sanıyorum birçok kadının aklını kurcalayan bir soru: geçen akşam sohbet ettiğimiz eğitim-sen’li arkadaşa dile getirdiğimde, “ağzımdan aldın,” ifadesi yayıldı yüzüne: “ben de kendi kendime aynı şeyi soruyordum!”
soru şu: kadına yönelik eril şiddette gerçekten bir artış mı var, yoksa bu [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2534&subd=simurg555&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>sibel özbudun</strong><br />
dicle koğacıoğlu’nun kırılgan yüreği adına…</p>
<p><em>“herkes dünyayı değiştirmeyi düşünür ama hiç kimse kendini değiştirmeyi düşünmez.” [leo tolstoy]</em></p>
<p>sanıyorum birçok kadının aklını kurcalayan bir soru: geçen akşam sohbet ettiğimiz eğitim-sen’li arkadaşa dile getirdiğimde, “ağzımdan aldın,” ifadesi yayıldı yüzüne: “ben de kendi kendime aynı şeyi soruyordum!”</p>
<p>soru şu: kadına yönelik eril şiddette gerçekten bir artış mı var, yoksa bu sorun hâline getirildiği için medyada daha fazla dile getiriliyor, bu nedenle mi böyle gözüküyor?<br />
<span id="more-2534"></span><br />
aslında sorunun kendisi bir çaresizliğe işaret etmekte, çünkü yakın geçmişi, diyelim ki bir 10-15 yıl öncesindeki kadına yönelik şiddeti mevcut durumla karşılaştıracağımız istatistiksel veriler yok!</p>
<p>dahasını da söyleyeyim: “öz türkçe” denilen tdk mamulâtı dil konuşma kapsamımıza girmeden önce, yani 30-40 yıl öncesine dek, bugün adına “şiddet” dediğimiz görüngüyü karşılayan bir kavram da yoktu dilimizde. bu, günümüzde “şiddet” kavramıyla işaret ettiğimiz zora dayalı davranışların o zamanlar yaşanmayışından değil, bir sorun kabul edilmeyişindendi: “polis şiddeti”, “kadına yönelik şiddet”, “çocuğa yönelik şiddet”, “psikolojik şiddet”, “okulda şiddet” vb. gündelik dilimizi istila eden zorbalığı sanırım o günlerde “terbiye usullerinden” sayıp geçiyorduk. öyle ya, kaç ülkede şu mealde türküler yakılabilmiştir ki: “karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar…” ve kaç ülkede, kadın, komşusuna vücudunda kocasının bir gün önceki eseri morlukları adeta “gururla” gösterirken, kadınlar hep birlikte iç geçirmektedir: “kol kırılır, yen içinde kalır; kocadır, döver de sever de…”</p>
<p>bir başka deyişle, şiddet “yok” değil, ama “görünmez”di. haklarını yemek olmaz, bugün görünür, tartışılır, yasalara konu olur hâle gelmişse, bir avuç feminist kadının çırpınışıyla oldu bu…</p>
<p>yine de, istatistiksel olarak kanıtlamak zor olsa da, son yıllarda daha bir pervasızlaşıyor, daha bir amansızlaşıyor, daha bir canileşiyor sanki. gazete sayfalarına, tv ekranlarına yansıyan-yansımayan, yemeği zamanında hazır etmedi diye, göbeğine piercing yaptırdı diye, yabancı bir erkeğe gülerek saati sordu diye, internette başka erkeklerle chat’leşti diye, cep telefonunda fazla mesaj var diye, canı sevişmek istemedi diye, komşunun kızıyla sinemaya gitti diye, izinsiz çalıştı diye, evden kaçtı diye, zifaf gecesi bakire çıkmadı diye, eteği kısa diye, pantolon giydi diye, üzerine kuma istemedi diye… kafası duvarlara vurularak, gırtlağı kesilerek, boğazlanarak, pompalı tüfekle öldürülen, bedenleri parça parça edilen kadınlar… katledilmelerine intihar süsü verilen, intihara zorlanan, ya da kendilerine intihardan başka açar yol bırakılmayan kadınlar… aile içinde ya da dışında bir kişi, beş kişi, on kişinin tecavüzüne uğrayıp da konuşmasın diye başı taşla ezilen el kadar bebeler, ilkokul öğrencisi kız çocukları, gencecik kadınlar, yetmişlik-seksenlik büyük anneler…</p>
<p>peki ne oluyor? ne oluyoruz?</p>
<p>toplumsal süreçler hiç kuşkusuz ki karmaşık ve çok etkenli görüngülerdir. tek bir faktörle açıklamak, genellikle işi basitleştirmek olur. ama galiba genel yöneliş hakkında bir fikir oluşturmak mümkün.</p>
<p>öncelikle, bu toplum hızlı ve devasa bir değişim yaşıyor. her yönü, her bireyi, her köşesiyle&#8230; kentleşme, modernleşme, içe kapanıklıktan sıyrılma, tüketim toplumu eğilimlerini benimseme, bireyselleşme, akraba grubu-cemaat yaptırımlarının etkisini yitirmesi, geleneksel otoritelerin aşınımı… iki kuşak önce doğduğu kentin sınırları dışına çıkmış insan sayısı neredeyse parmakla hesap edilebilirken, bugün bu ülkenin insanları dünyanın en uzak bucaklarında koloniler oluşturmuş durumda. varoş, mezra, dağ köyü… bu ülkede televizyonun girmediği ev sanırım yok… babaları köy kahvesinde pişpirik çeviren köy delikanlıları internet kafelerde sanal oyunlar oynuyor, köy kızları cep telefonlarıyla mesajlaşıyorlar.</p>
<p>kimi sosyal bilimciler buna “modernleşme” deyip geçiyorlar &#8211; bazısı olumluyor, bazısı olumsuzluyor. ama kanımca “nasıl”ını tanımlamaz isek etiket eksik kalacak. “kapitalist” bir modernleşme bu. yani insanları yüzyıllardır sığındıkları bucaklardan çıkartır, birbirleriyle ve dünyayla iletişime geçirirken bir yandan da büyük bir kısmını eşitsiz iktidar ilişkilerine tabi kılıyor, konumunu kırılganlaştırıyor, güçsüzleştiriyor… geleneksel otorite örüntülerini yıkıp geçiyor. çiftinde çubuğunda karnını şöyle ya da böyle doyuran köylü, silah zoruyla ya da ürünü beş para etmez hâle geldiği için büyük kentin varoşlarına sığındığında, sonsuz bir güvencesizlik ve belirsizlik içerisinde buluyor kendisini. ya da işini şöyle ya da böyle çeviren mahalle bakkalı, artık karşı köşesine dek sızan çokuluslu marketler zinciri şubesi karşısında tutunamayarak her an meçhule yuvarlanabileceğinin bilinciyle diken üstünde yaşıyor. işçi, tüm yazgısının patronun iki dudağı arasında olduğunu biliyor.</p>
<p>ve kadınlar, artık sopa ile terbiye edilmenin doğal bir yazgı olmadığını, erkeği kendileri ve çocukları üzerinde tek buyurucu kılan eski dengelerin bozulduğunu, kaderlerinin baba/koca/ağabey zorbalığına boyun eğmek olmadığını, üstelik onun da eski afra tafrasını hızla yitirmekte, güçsüzleşmekte, çaresizleşmekte olduğunu görüyorlar…</p>
<p>bir başka deyişle, geleneksel ataerkinin erkeği tek ve mutlak buyurgan kılan tek yanlı dengeler hızla bozulurken, yenilerini tesis edebilecek koşullar henüz gözükmüyor ortalarda. yani, kadınlar iki ayakları üzerinde durmalarını sağlayacak toplumsal desteklerden (uygun çalışma koşulları, insanca geçinebilecekleri bir gelir düzeyi, onları av hayvanı olarak değil de “insan” olarak gören ve sayan bir toplumsal bilinç…) yoksunlar. aşağılanan, iktidarsızlaşan, gücünü yitiren, şişirilmiş egosu sönümlenmekte olan erkekler ise, bunun acısını geleneklerin ellerinin altına teslim ettiği tek güç gösterisi olanağından, kadınlardan çıkarmaya çalışıyorlar. vuruyor, kırıyor, öldürüyorlar…</p>
<p>kriz zamanları kapitalizmin sıkıştırılmış, yoğunlaştırılmış, özüne indirgenmiş momentleridir. böyle zamanlarda mahkûm kılındığı eşitsizlik, güvencesizlik ve belirsizliklere baş kaldıramayan (erkek) toplumun kadınlarını kırıp dökmesi, gerçekten de sevgili dicle hoca gibi içimizdeki en duyarlıları parça parça edecek kertede acımasız, ama ne yazık ki çok da şaşırtıcı değil…</p>
<p><strong>kaynak</strong>: kesk’in sesi, 25 kasım kadına yönelik şiddete karşı mücadele günü özel sayısı 2009.</p>
Posted in sibel özbudun  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/simurg555.wordpress.com/2534/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/simurg555.wordpress.com/2534/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/simurg555.wordpress.com/2534/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/simurg555.wordpress.com/2534/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/simurg555.wordpress.com/2534/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/simurg555.wordpress.com/2534/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/simurg555.wordpress.com/2534/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/simurg555.wordpress.com/2534/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/simurg555.wordpress.com/2534/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/simurg555.wordpress.com/2534/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2534&subd=simurg555&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/26/ataerki-dedigin-tek-disi-kalmis-canavar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>baf’tan enklavlara yükselen özgür ses ve bir şairin özel dosyasından</title>
		<link>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/19/baf%e2%80%99tan-enklavlara-yukselen-ozgur-ses/</link>
		<comments>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/19/baf%e2%80%99tan-enklavlara-yukselen-ozgur-ses/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Nov 2009 21:15:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[ulus ırkad]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurg555.wordpress.com/?p=2505</guid>
		<description><![CDATA[ulus ırkad
yapılan birçok araştırma kıbrıslıtürklerin 1963-64 olaylarından sonra enklav bölgelere çekilip egemen milliyetçi kadroların kontrolüne girerek, baskılara boyun eğdiği ve kendi kaderine sahip çıkmadığını varsaymaktadır. oysa ki bu varsayım doğru değildir. eğer o zamanki yerel de olsa çıkarılan gazete, dergi ve broşürler incelenirse, enklavlardaki baskı rejimine karşı kıbrıstürk halkının boyun eğmediği, haksızlıklara karşı başkaldırmaya çalıştığı [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2505&subd=simurg555&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>ulus ırkad</strong><br />
<a href="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/11/ulusirkad.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2506" title="ulusirkad" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/11/ulusirkad.jpg?w=126&#038;h=150" alt="" width="126" height="150" /></a>yapılan birçok araştırma kıbrıslıtürklerin 1963-64 olaylarından sonra enklav bölgelere çekilip egemen milliyetçi kadroların kontrolüne girerek, baskılara boyun eğdiği ve kendi kaderine sahip çıkmadığını varsaymaktadır. oysa ki bu varsayım doğru değildir. eğer o zamanki yerel de olsa çıkarılan gazete, dergi ve broşürler incelenirse, enklavlardaki baskı rejimine karşı kıbrıstürk halkının boyun eğmediği, haksızlıklara karşı başkaldırmaya çalıştığı ve yer yer zaman zaman enklavlarda yapılanları onaylamadıkları ortaya çıkmaktadır. ktös’ün 1968 yılında kurulması, baf toplum liderlerinden dr ihsan ali’nin hem 1963 öncesinden ta 50’lerden yapılanlara karşı sesini yükseltmesi, muhalefetinin 1963 sonrasında da sürmesi ve aldığı ölüm tehditlerinden dolayı, kıbrısrum bölgesine sığınması da esasında halkla elitler arasında ciddi bir sorunun yaşandığını göstermektedir.<br />
<span id="more-2505"></span><br />
halk enklavlara sığınmıştır çünkü eoka’yı veya kıbrısrum fanatizmini daha tehlikeli bulmuştur da onun için. ama liderliğin ve tmt’nin her yaptığını da onayladığı söylenemez. başkaldıran insanlar arasında milliyetçi dediğimiz ama haksızlıklara boyun eğmeyen dürüst ve şerefli insanlarımızın olduğunu buradan vurgulamak isterim. tmt içinde olup da tmt’nin her yaptığına olur demeyen gene namuslu insanlarımız elbette vardır. hatta tmt içinde kıbrısrum fanatizmine karşı koyacak başka bir alternatif olmadığı için bulunan insanlarımız da vardır. zaten kıbrısrum komünist partisi kurucusu (1926) haralambos vadilyodis bile eğer günün birinde enosis ilan edilirse veya kıbrıslırumlar buna cüret etmeye çalışırsa, kıbrıslıtürklerin buna karşı koymaları gerektiğini vurguladığı yazıları da vardır (bk. özgürlük dergisi sayı 33-34).</p>
<p>vadilyodis’in akelciler tarafından bulgaristan’a ingiliz hükümeti tarafından 1931 isyanı neden gösterilerek kıbrıs’tan sürgün edilmesinden sonra stalin’e ispiyonlanarak kafkaslara sürgün edildiğini şahidim yoldaş kostis ahniodis (eski ‘endos den devhon’ adlı dergisinin editörü), bizzat plutis servas’tan dinlediğini bana defalarca söylemiştir (ispiyonlayanlar arasında plutis servas da vardı ve ömrü boyunca ölümüne kadar bunu vicdan rahatsızlığı olarak da çekmişti). ispiyonlanmasının sebebi de anti enosisci olması ve 1917 işçi devrimi ve ilkelerine bağlı olmasıydı, çünkü o ilkere göre milliyetçilik sosyalizmin en büyük düşmanıydı. vadilyodis o ilkelere bağlı kalmıştı. kilise ve milliyetçilerle bir hesaplaşmaya girmişti. akel, başından enosisciydi (bk. 1943 parti tüzüğü) ama kkk (kıbrıs komünist partisi) değildi…</p>
<p>işte kıbrıstürk halkı bu gerici ideale karşı durmak için enklavlara ve tmt’ye sığınmıştı ama tmt’nin her yaptığını da onaylamıyordu. mesela 1963’teki kısıtlayıcılıklarını, fanatizmi, kıbrıstürk halkı onaylamıyordu. sınıf ayrımlarını onaylamıyordu. şimdilerde artık tarihte ve anılarda kalan baf türk bölgesi’nde onurlu seslerin çıktığını ve sırasında da yapılan haksızlıklara ses yükselttiklerini görmekteyiz. mesela baf’ta ingilizce öğretmeni olmasına rağmen türkçe edebiyatta da söz sahibi olan hüseyin ırkad’ın (1933-2004) şiirleri ve taşlamaları enklavların bu yapısını bize yansıtan birer tarihi belge niteliğindedir. aşağıda şiirin çok tarihsel bir yanı bulunmaktadır. şiir 1967 yılında yazılmıştır. o dönemlerde kaza merkezlerine gelen tc’li sancaktarların baskılar kurarak herkesin bıyık kestirmesi gibi otoriter kararları olduğunu bu şiirden öğrenmekteyiz. mesela “vikla” (çamlıca tepesi diye türkçeleştirilmişti) ismini kullanmak bıyıkların kesilmesi cezasıyla karşılanmaktaydı. baf’ın ücra tepelerinden biri olan vikla tepesi’nde sancaktar ve halkın bayındırlık çalışmaları yapmaları da dikkat çeker. hemen burada ilk gelen sancaktar sert mizaçlı olmasına rağmen babacan yanı olan, halkçı birisidir aynı zamanda. zaman zaman halk ve aydınlarla çatışsa bile onlara bazen bir asker değil de insanlık yanını da gösteren bir şahsiyettir ( kunuri gazilerinden kamil doğan, kod ismi cengiz bey). şair, baf enklavında olan bu tezatlığı yakalamış ona parmak basıyor:</p>
<blockquote><p>kaside-i vikla</p>
<p>yıllar yılı anmadık adını<br />
atmadı çoğu adımını<br />
kapar da şimdi aşık sazını<br />
dillere şarkılar oldun vikla</p>
<p>dikenleri söktük diktik ağaç<br />
değilsin sen artık bozkır kıraç<br />
gidersen oraya gözünü aç<br />
değişti bizden de çabuk vikla</p>
<p>uzakken şimdi yollar yapıldı<br />
nice evin temeli atıldı<br />
yolunda çok topuğumuz kaldı<br />
işte böyle imiş bizim vikla</p>
<p>çocuklar koşarken yollarında<br />
haylazdı adları şanları da<br />
yürürüz şimdi saf saf bayramda<br />
kurban herkes yollarında vikla</p>
<p>ağacın yoktu ağaç dikildi<br />
değerin ancak şimdi biçildi<br />
yollarında çok dalga geçildi<br />
düştün şimdi sen dalgaya vikla</p>
<p>ovalarında koyunlar vardı<br />
eşekle gidilir yolun dardı<br />
şimdi seni arabalar sardı<br />
gülünür mü bu haline vikla</p>
<p>ötüşürdü bir zamanlar kuşlar<br />
çalınırdı tan vakti kavallar<br />
şimdi çalar borular davullar<br />
sünnet mi var savaş mı var vikla</p>
<p>gün görürdün insan hiç görmezdin<br />
güneşler batar ışık vermezdin<br />
şimdi de lambalarla bezendin<br />
balayların yeri misin sen vikla</p>
<p>deme düşünmedi seni ırkad<br />
etmez inan sensiz kimse rahat<br />
değişirsin varken bizde bu takat<br />
bıyıktan da olduk yoluna vikla</p>
<p>oldun gazi baf’ın çamlıcası<br />
sendeymiş anadolu kapısı<br />
bu istidamızın kaçıncısı<br />
vatana açık mı bağrın vikla</p>
<p>hüseyin ırkad -1967-</p></blockquote>
<p>mısralar arasında o zamanki sosyal yaşantı ve şikâyetlerle yanlış uygulamaları eleştiren bir yanı var şairin ama bunları anlamak için o günleri de yaşamak gerekiyor. işte enklavlardaki ekonomik durumla elit tabaka arasındaki çelişkiyi de ırkad halkın içinde olan bir aydın olarak aşağıdaki şiirine şöyle yansıtıyordu:</p>
<blockquote><p>ölenler gelmez artık geri<br />
bıyığın olmaz burada yeri<br />
etmeyin laf ileri geri<br />
para için çilekeş olduk</p>
<p>olur zurnanın peşrevi<br />
evimizde yokmuş aşevi<br />
sorma nedir neden sebebi<br />
her hikmete alışır olduk</p>
<p>yolumuz yok kaldırım var<br />
sıra sıra yüz numaralar<br />
cebimizde çil çil paralar<br />
taşlı yollarda yürür olduk</p>
<p>var sözlerimizde hakikat<br />
memurun hali yine sakat<br />
elbiseler varmış kat kat<br />
başkasında görür olduk</p>
<p>hak isteriz para isteriz<br />
şeritsiz gezmiyen bizleriz<br />
para pul varsa işleriz<br />
topumuz birden yağcı olduk</p>
<p>doğruyu sakın söyleme<br />
ipini ellere verme<br />
yeter bu kadarı, söyleme<br />
dilimizden çeker olduk</p>
<p>her söze başını salla<br />
işler yapılır hep yağla<br />
ıslanmaz ağzımızda bakla<br />
derdimizi söyler olduk.</p></blockquote>
<p>şair yine o dönemdeki baskıları ve açmazları bunun yanında baf’ın sosyal yaşamıyla yaşayan belli bazı insanlarını da yansıtmakta bir şiirinde. ikinci şiiri yazan ırkad bir öğrenci müsameresi sırasında bizzat kendisi sahneye çıkarak baf elitleri ve seçkinlerinin karşısında okumuştur. bu yüzden onların tepkisini üzerine çekerek bu şiirden bir müddet sonra küçük bir olay neden gösterilerek inzibatlar tarafından tutuklanır, lock-up’a (1963 sonrasında kıbrıslıtürklerin hapishane dedikleri yer) yani hapse de konur. bu olayı bu satırların yazarı bizzat yaşamıştır. tabi şair, gazi baf radyosu’nda da çalıştığından ve sunuculuk yaptığından ötürü lock up’tan radyo evine de götürülür ama bir fırsatını bularak radyoevinin penceresinden kaçar ve geceleyin evine gelerek uykusunu alır. daha sonra ise tekrar tutuklanır.</p>
<p>sancaktarın gelişiyle baf’ta başıboş dolaşmakta olan köpek ve kediler verilen emirle öldürülmeye başlanır. bir anda baf türk bölgesi’nin içini av tüfekleri ile kurşuna dizilen köpeklerin acı ulumaları ve miyavlamaları alır. şairin o dönemlerde kedileri konu alan ve bayrak radyosu’nda yayınlanan bir radyo skeci de vardır ki zaman zaman hala daha bayrak radyosu bu skeci yayınlamaktadır. bir iple bağlı olarak, baf’ın ücra bir köşesinde kendini kurşuna dizecek insanlara yaşlı gözlerle bakan zavallı köpekler (kediler hava tüfekleri ile vurulmaktaydı) son nefeslerini acı acı uluyarak vermekte ve kanlar içerisinde yere serilmekteydiler. şair ırkad’ın bu acıklı sahnelere yüreği dayanamaz. o günlerde bir köpek veya kedi cesedinin kesilmiş kulağını getirenlere mükâfat da verilmektedir (on kıbrıs şilini). bunu suistimal edip kulakları arkadaşlarına verip ikinci defa ödeme alanlar da olduğu için sancaktarlık ve bölükler kulakları toplamaya da başlarlar bir aralık.</p>
<p>bu arada baf’ta eğlence merkezi olmadığı için limassol’a giden mücahit öğrenci gençler döndüklerinde hapis cezasıyla da karşılaşırlar. ırkad bu olaylara da oldukça tepkilidir. kaldı ki bir futbol maçı sırasında bilet parası tutmayıp biletleri ödeyemen iki öğretmen de (isimleri bende mahfuz, bir tanesi şu anda rahmetlidir, u.ı) lock-up’a atılıp da okul, yani baf kurtuluş lisesi öğretmensiz kalınca, ırkad’ın aşağıda okuyacağınız şiiri gündeme gelir (öğretmenleri tutuklanınca öğrencilerin saray’a karşı sınıflara girmeme boykotu yaptıklarını da bu satırların yazarı çok iyi hatırlamaktadır, u.ı) ve şiir, bizzat sancaktar kamil doğan’ın da eline verilir. işte şair ırkad’ın tepkisine yol açıp bu olayları içerisine de serpiştirdiği şiiri:</p>
<blockquote><p><strong>aşksız yaşayanların kenti</strong></p>
<p>gazi baf bir kent<br />
gönüllerde solmayan bir çiçek<br />
gazi baf bir kent<br />
hep uzaklarda kalmış<br />
öyle bir kent ki gazi baf<br />
yolların ucunda<br />
kaderin kesişmediği bir noktada<br />
umutların yarınında</p>
<p>yollar yapılır bu kentte<br />
yollar üstüne<br />
evler yapılır gazi baf’ta<br />
geleceği olmayan<br />
hep acılar üstüne<br />
çocuklar doğar bu kentte<br />
yarınlara umut olacak<br />
ve türküler söylenir<br />
yarınsız aşklar üstüne</p>
<p>kalmadı bu kentte artık<br />
gönül sazına mızrap çalan biri<br />
ellerde bulunmaz kınanın izi<br />
aşkın sözü edilmez oldu<br />
olmazsa entarinin minisi<br />
gazi baf bir kent ki<br />
evler yapılır<br />
yollar yapılır<br />
aşkları yitirmişcesine<br />
geçmişin üstüne</p>
<p>dediler ki açmazmış<br />
gazi baf’ta aşk çiçeği<br />
anılmazmış adı<br />
aşk kalmış demişler<br />
damlarda harelenmiş ayla<br />
aşkı söyler olmuş<br />
yennar kedileri</p>
<p>bir paşa gelmiş gazi baf’a<br />
sökmüş sevdayı gecelerden<br />
takmış yüreklerdeki heyecanı<br />
parmağın doladığı tetikte<br />
aşka susamış niceleri<br />
arar olmuşlar aşkı<br />
köpeklerin yanık sesinde<br />
aşkın ölçüsü olmuş<br />
apoletler ve bazukalar</p>
<p>hey gazi baf<br />
ninemin kınalı saçlarından<br />
anlayan yine dedem<br />
kolkola gezerken onlar<br />
vikla yollarında<br />
gençler limasolda yaparlar alem<br />
hey garip kent gazi baf<br />
sırtlarında yankılanmalıydı<br />
aşkların şarkıları<br />
ve karışmamalıydı<br />
yalnız aşıkların naralarına<br />
eşek sesleri</p>
<p>hey gazi baf<br />
afrodit sende<br />
şarap sende<br />
sevdim sanıp da içenler<br />
çamurlar içinde yerlerde</p>
<p>aşkı bilirdik biz de bir zamanlar<br />
göğsümüzde beyaz yasemen vardı<br />
pencerelerin aralığında<br />
yazılmayan şiirler okunurdu<br />
bombalar yağdı da üstümüze<br />
çiçekleri diker olduk mezarlar üstüne<br />
aşkı arar olduk<br />
bir buket yalancı gülde<br />
iki evetle damga pulunda<br />
kavuşan imzalarda</p>
<p>yalandır gazi baf’ın unuttuğu aşkı<br />
billahi yalan<br />
eski günlerin müsvettesi naciye<br />
ya aşk ondan geçti<br />
ya biz aşktan<br />
yine çiçekçi kızın elinde yasemenler<br />
yine eski gençlerin dilinde naciye<br />
yenilerin rüyasında naciye</p>
<p>gazi baf’ın insanlarıyız biz<br />
bazen susuz bazen ekmeksiz<br />
aşktan mahrum<br />
mahrumiyet bölgesi<br />
gazi baflıyız biz<br />
aşk ummanında yüzmeyi unutmuş<br />
aşkı kurban etmişiz yalnızlığımıza</p>
<p>hüseyin ırkad -1967-</p></blockquote>
<p>şair ırkad’ın baf için veya baf’ta yazdığı birçok ulusal ve taşlama şeklinde yergi şiirleri bulunmaktadır. bunların kıbrıstürk edebiyatına kazandırılması gerekmektedir. bu konuda istekli olan kuruluşlarla da bu şiirlerin yayımlanması ve kitap haline getirilmesi için işbirliği de yapılacaktır. baf’ta 1960-74 yılları arasında yayımlanan bu şiirler, 1963-74 (1975 yılında baf tümüyle güney’de terkedilmiştir ve baflılar bugün birçok yerde kuzey kıbrıs’ta göçmen olarak yaşamaktadır) yılları arasındaki o zor dönemde de kıbrıstürk halkının yapılan haksızlıklara duyarlı olduğunu ve bu haksızlıkları ve yaşananları gelecek nesillere duyurmak için ürettiğini göstermekte, şimdi çok uzaklarda güney’de kalan o beldelerimizde de edebiyat çalışmaları hatta beste çalışmaları olduğunu isbat etmektedir. bilindiği gibi hüseyin ırkad’ın ödül almış veya plak listelerini zorlamış pop müzik besteleri yanında türkü besteleri de bulunmaktaydı (ne yazık ki bunlar notalar haline getirilmedi ve zaman içerisinde kaybolabilir).</p>
<p>anısı önünde saygı ile eğiliyoruz.</p>
Posted in ulus ırkad  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/simurg555.wordpress.com/2505/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/simurg555.wordpress.com/2505/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/simurg555.wordpress.com/2505/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/simurg555.wordpress.com/2505/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/simurg555.wordpress.com/2505/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/simurg555.wordpress.com/2505/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/simurg555.wordpress.com/2505/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/simurg555.wordpress.com/2505/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/simurg555.wordpress.com/2505/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/simurg555.wordpress.com/2505/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2505&subd=simurg555&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/19/baf%e2%80%99tan-enklavlara-yukselen-ozgur-ses/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/11/ulusirkad.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">ulusirkad</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>genelkurmay’dan taylan özgür yanıtı</title>
		<link>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/18/genelkurmaydan-taylan-ozgur-yaniti/</link>
		<comments>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/18/genelkurmaydan-taylan-ozgur-yaniti/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 18 Nov 2009 00:35:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[gündem]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurg555.wordpress.com/?p=2480</guid>
		<description><![CDATA[23 eylül 1969’da beyazıt’ta öldürülen mustafa taylan özgür’ün katil ya da katillerinin ortaya çıkartılması için sürdürdüğü savaşım 41. yılına giren taylan özgür’ün ablası hale özgür kıyıcı, bir süredir ısrarla genelkurmay başkanlığı’na konunun ele alınması ve soruşturulmasıyla ilgili başvurularda bulunuyordu.
emekli kurmay yarbay talat turhan’ın “çeteleşme” adlı kitabında “devlet cinayet işlemiştir” savına örnek olarak gösterdiği ve değişik [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2480&subd=simurg555&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><a href="http://mustafataylanozgur.files.wordpress.com/2008/09/mto063.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-498" title="mto063" src="http://mustafataylanozgur.files.wordpress.com/2008/09/mto063.jpg?w=150&#038;h=150" alt="" width="150" height="150" /></a>23 eylül 1969’da beyazıt’ta öldürülen <strong>mustafa taylan özgür</strong>’ün katil ya da katillerinin ortaya çıkartılması için sürdürdüğü savaşım 41. yılına giren taylan özgür’ün ablası <strong>hale özgür kıyıcı</strong>, bir süredir ısrarla <strong>genelkurmay başkanlığı</strong>’na konunun ele alınması ve soruşturulmasıyla ilgili başvurularda bulunuyordu.</p>
<p>emekli kurmay yarbay talat turhan’ın “<strong>çeteleşme</strong>” adlı kitabında “<strong>devlet cinayet işlemiştir</strong>” savına örnek olarak gösterdiği ve değişik zeminlerde tekrarladığı “<strong>taylan özgür’ü bir üsteğmen öldürmüştür. şu an üst düzey bir generaldir.</strong>” ifadesi üzerine harekete geçen kıyıcı, en son 4 ekim 2009’da e-mail yoluyla genelkurmay başkanlığı’na başvurusunu yinelemişti.<br />
<span id="more-2480"></span><br />
başvurusunda “<strong>t<em>aylan özgür’ü bir üsteğmen öldürmüştür. şu an üst düzey bir generaldir.</em></strong>” savının ortaya çıkışı ve kamuoyuna mal oluşunu ayrıntılı biçimde anlatan kıyıcı, &#8220;&#8216;<em><strong>devlet cinayet işlemiştir</strong>’ cümlesine kitabında yer veren bu emekli yarbay’a şimdiye kadar genelkurmay dâhil hiçbir kurum ve zan altında olması gereken hiçbir ‘üst düzey general’ hesap sormamıştır/soramamıştır.</em>” demekte ve genelkurmay başkanı’na şöyle seslenmekteydi: “<strong><em>bu faili bilinen cinayetlerle yüzleşmenin zamanı ne zaman gelecek? kim bu” üst düzey general?</em></strong>”</p>
<p><strong>genelkurmay başkanlığı’ndan en sonunda bir yanıt geldi!</strong></p>
<p>aşağıda sırasıyla şu belgelere yer verilmiştir:</p>
<p>* hale özgür kıyıcı’nın başvurusu (4 ekim 2009)<br />
* genelkurmay başkanlığı’nın yanıtı (17 kasım 2009)<br />
* hale özgür kıyıcı’nın yanıta yanıtı (17 kasım 2009)</p>
<h2 style="text-align:justify;"><strong>*</strong> hale özgür kıyıcı’nın başvurusu<br />
4 ekim 2009</h2>
<blockquote><p>genelkurmay’ın dikkatine</p>
<p>1969’da üstteğmen, 1990’da üst düzey general rütbesinde olanlar…<br />
cinayetle suçlanıyorsunuz!</p>
<p>taylan özgür, 23 eylül 1969’da öldürüldü. devrimci gençlik hareketinin ilk “faili meçhul/faili bilinen”  cinayeti olarak anılardadır…</p>
<p>28 kasım 1990 tarihinde istanbul gazeteciler cemiyeti lokalinde, yapılan tüm kamuoyu araştırmalarına göre en güvenilir ve en saygın kurum olarak açıklanan türk silahlı kuvvetlerinin mensubu olan bir üst düzey general cinayetle suçlandı. o toplantıdan sonra, 05 aralık 1990 tarihinde mülkiyeliler birliği’nde vermiş olduğu konferansta ve yayımladığı “çeteleşme” isimli kitapta “üst düzey general”i cinayetle suçlayan emekli yarbay talat turhan’ın bu açıklamalarını 19 yıldır yok sayanların bir suç işleyip-işlemediğini öğrenmek sanırım bir vatandaş olarak hakkım.</p>
<p>gelelim “üst düzey general” olayına ya da iddiasına…</p>
<p>bu basın toplantısını milliyet gazetesi yazarlarından melih âşık köşesinde yazmıştı.  musa ağacık da basın toplantısına katılanlardandı. melih âşık beyle beraber bu köşede çıkan haberlerin sorumlularındandı sanırım.</p>
<p>ayrıca talat turhan bu toplantı tutanağını çeteleşme kitabında yayınlarken izleyen gazetecileri de teker teker yazmış ve tanık göstermiştir. bu listeye göre, adnan akfırat (yüzyıl), halil nebiler (güneş), kenan aksoy (sabah), mustafa ünal (zaman), mustafa aydın (yeni asya), nazım alpman (milliyet), sinan gökçen (cumhuriyet), tahir aka (yeni asya), yusuf uşak (güneş) ve televizyonlara “oradaydım”, “bir yudum insan” programlarını yapan nebil özgentürk de günaydın muhabiri olarak “oradaydı”.</p>
<p>29 kasım 1990 günü “devletin cinayet işlediği” haberi milliyet gazetesinde melih âşık beyin köşesinde gazeteci musa ağacık beyin sayesinde yer almıştır.</p>
<p>açıklamasını aynen aktarıyorum:</p></blockquote>
<blockquote><p><em><strong>“turhan anlatıyor!”</strong></em></p>
<p><em>“taylan özgür’ü polis değil, bir üsteğmen öldürmüştür. 1969’da üsteğmen olan bu kişi şu an üst düzey bir generaldir.”</em></p></blockquote>
<blockquote><p>bu açıklama orada bulunanları şok etmediyse de, biz ailesini derinden yaralamıştı. dosya kapanmış, adliyenin tozlu arşivine atılalı 14 yıl olmuştu. ve bu bilgiye istihbarat konusunda uzman olduğu bilinen emekli yarbay talat turhan her halde yeni ulaşmamıştı.</p>
<p>bu açıklamayı dava bitiminden 14 yıl sonra kamuoyuyla biraz da çeteleşme kitabının tanıtımını yapmak için toplantı düzenleyen ve bu toplantıda kamuoyu ile paylaşan emekli yarbay talat turhan da en az cinayeti işleyen/örtbas edenler kadar suçlu değil miydi?</p>
<p>bu açıklamayı yaparken bir de tanık gösteriyordu.</p>
<p><em>“hasan fehmi güneş’in içişleri bakanı olduğunun ertesi günü bu dosyayı verdim. hatta odada deniz baykal, ertuğrul günay ve uğur mumcu’da vardı.”</em></p>
<p>bu şok açıklamaları dinledikten sonra dönem arkadaşı olan eşimin hukuk bürosundan ertuğrul günay’ı aradık. telefonla ulaşamayınca durumu anlatan bir yazı yazarak fax ile kendisine ilettik. bir kere bile bu konu ile ilgili bizi aramadı. ancak yıllar sonra radikal gazetesine bir açıklamada bulundu. bu iddialar nedeniyle, hasan fehmi güneş beni tazminata mahkûm etmişmiş. hani çocuklar der ya… hayretlerim şaştı. kocaman bir yalandı bu&#8230; bu dava nasıl açılmış, nasıl bitmiş ki ben tazminata mahkûm olmuşum. keşke böyle bir dava açsalardı, ben de yargı önünde hesaplaşabilseydim. gerçek ortaya çıkabilseydi.  sanıyorlar ki bunlar demokrat, aydın, vs… chp seçmeni ise hasan fehmi güneş’i tanıdı. tanıyarak büyüdü.</p>
<p>sıra uğur mumcu’ya gelmişti. bu açıklamaların doğruluğunu teyit ettirmek için kızım inan’ı alarak ankara’ya gittim. chp izmir milletvekili, t.b.m.m başkan vekili sayın güldal mumcu hanımefendi çok iyi hatırlarlar. ankara soğuk bir kış gününü yaşıyordu. uğur mumcu’nun evini bilenler vardır. çalışma odasındaki köşede bulunan oturma grubunda oturup saatlerce sohbet etmiştik. kızım inan ise, oğlu özgür’le odasında oturmuştu. sayın güldal  ise bize çay servisi yapmıştı. bu dosyanın verildiğini uğur mumcu da kabul etmişti. bu dosyanın bir fotokopisinin de kendisinde olduğunu söylemişti.</p>
<p>ben de bu dosyanın fotokopisini talep ettiğimde; &#8220;<strong><em>biraz sabır hale’ciğim, her şey açıklanacak, bana ne olur güven</em></strong>” dediğinde bir anlık gafletle basiretim bağlanıp beklemeyi tercih etmiştim. zaten bu görüşmeden bir müddet sonra da kendisi öldürüldü. yani faili bilinen bir dosya daha eklenmişti hukuk devleti olduğu iddia edilen adliyenin rafları toz bağlamış arşivlerine…</p>
<p>milliyet gazetesinde yayımlanan rafet ballı’nın yazı dizisinden bir bölümü de aktarmakta fayda görüyorum. delil açısından.</p>
<p><em>em. yrb. talat turhan’ın açıklamasını aynen aktarıyorum:</em></p>
<p><em>soru: taylan özgür’ün öldürülmesi,1977 taksim’deki 1 mayıs katliamı, mit müsteşarı bahattin özülker’in bir otel odasında öldürülmesi konularında bilgi sahibi olduğunuz söylenir, açıklama yapmak ister misiniz?</em></p>
<p><em>em. yrb. talat turhan: chp hükümeti zamanında başbakan bülent ecevit’e iletilmek üzere 10 sayfalık bir rapor hazırladım. ayrıca olaylar hakkında etraflı bir şekilde deniz baykal ve hasan fehmi güneş’e bilgi verdim.</em></p>
<p><em>soru: gereği yapıldı mı? </em></p>
<p><em>em.yrb. talat turhan: bu soruyu bana değil kendilerine sorunuz.</em></p>
<p>rafet ballı’nın bu söyleşisi milliyet 16 kasım 1990 tarihinde “<em><strong>türk gladyosu, özel harp dairesi</strong></em>” yazı dizisi içersinde yayınlanmıştır. ayrıca, basım tarihi 1999 olan em. yrb. talat turhan’ın “<em><strong>çeteleşme</strong></em>” isimli kitabında da yer aldı. (s.244)</p>
<p>bir istihbaratçı olarak komu oyunda bilinen bu kişinin iddiası kardeşimin katilinin o dönemde üsteğmen rütbesindeki bir kişi olduğu ve basın toplantısının yapıldığı dönemde de ”üst düzey general olduğu” şeklindedir. “devlet cinayet işlemiştir” cümlesine kitabında yer veren bu emekli yarbay’a şimdiye kadar genelkurmay dâhil hiçbir kurum ve zan altında olması gereken hiçbir “üst düzey general” hesap sormamıştır / soramamıştır.</p>
<p>iddia sahibi ortadadır. bu iddianın ciddiye alınması gerekirken, altay paşaya olduğu gibi “bir onur davası”nı da bu iddia sahibine açması gereken genelkurmay niye susar bilinmez. askeri savcılığa gönderdiğim dilekçeyi bile görmezden gelenler niye bu kadar suskunlar bilinmez.  iddianın sahibi, kurmay bir yarbaydır. milli savunma bakanlığı (msb) özel kalem müdürlüğü yapmış, abd’de eğitim görmüş bir uzman istihbaratçı kişidir.</p>
<p>gelelim hesaplamalara: harp okulu 1964 yılında mezun verememiştir. talat aydemir olayları nedeni ile… ancak 62–63 mezunlarını incelemek lazım. karşımıza kimler çıkar hep beraber görürüz.</p>
<p>taylan’ın öldürülmesi üzerinden 40 yıl geçti. eylül ayı geldiğinde anısına yazı yazanlar; artık bu iddianın üzerine giderek yazı yazmayı düşünün. mezarlar başında anmalardan “anıları önderimiz olsun!” mezarlık tapıcılığından vazgeçin. el verin… el verirseniz eğer anılarının önder olması gerçek olabilir.  faili meçhuller dosyasının rafı taylan özgür cinayeti ile açılabilir. bir ipucu var, çok şey aydınlanabileceğini fark edin.</p>
<p>umudum var. zira çok yaklaştık. bu düğüm çözülmek üzere. çözülmeli.  biz pes etmedik, ama o çeteler pes etmek üzere ya da pes ettirilmeli. umudum var dedim, umudumu yitirmeyeceğim. gerçeği bir gün kamuoyu öğrenecek. belki çok şaşıracak! belki kimlerin peşinden gitmişiz, diyecek! ve oturup ancak 12 mart ve 12 eylül darbelerinden sonra cezaevlerini ve sonrasında devlet aygıtını tartışmaya başladıysak, şimdi de militarizm nedir, ne değildir araştırıp tartışacağız. militarizmin tartışılmasını gündemde tutmak da önemli. o başparmağını sallayarak konuşan üst düzey generallere “işine bak general” deme cesaretini gösterebilirsek, işte o zaman o gencecik yaşında ölen/öldürülenlere borcumuzu ödeyebiliriz. umudum var derken kastettiklerim bu…</p>
<p>eşleri öldürülmüş iki kadın (ki biri chp tbmm başkanvekili) diğeri ise dtp milletvekili. umarım süslü saksı görünümünde olmazlar. ama maalesef,  gidişatları bu yönde. yanılmayı isterim. bunun diyetini ödemek zorunda kalmadan gereğini yapmaları şarttır. önümüzdeki günlerde hep beraber göreceğiz. dilerim eşlerine yakışır bir mücadelenin içinde olsunlar. mehmet ağar’ın çekmek istemediği tuğlayı çekip, duvarı yıksınlar. (uğur mumcu’nun eşi, olayın üstüne gidilmesini ister. mehmet ağar ise der ki; ”<strong><em>tuğlayı çekersem, duvar yıkılır</em></strong>”) bu tuğlayı çekebilecek cesareti bugüne kadar gösteremeyen bu hanımlardan bu yüreği beklemek çok mu hayalcilik olur… şairin dediği gibi “<strong><em>o duvar/ o duvarlar/ o duvarlarınız /vız gelir bize vız…</em></strong>”  demeliler.</p>
<p>evet, genelkurmay; şimdi bana lütfedip bir dava açabilir misiniz?  altay tokat paşaya açtığınız dava gibi göstermelik olmasın.  onur korumak, bunca açıklığa karşın basit bir soru sormak ve cevabını da kamuoyu ile paylaşmaktan geçmektedir. bu katilin adı açıklanmalıdır&#8230; şeffaflığın olmadığı yerde şaibe vardır. şaibeden kurtulmanın yolu şeffaflıktır. genelkurmay başkanı size sesleniyorum; gündüz vakti, sokak ortasında 21 yaşında katledilen taylan özgür’ün annesinin yüreği hep yandı, acıdı.</p>
<p><strong><em>bu faili bilinen cinayetlerle yüzleşmenin zamanı ne zaman gelecek?  kim bu” üst düzey general?</em></strong>”</p></blockquote>
<h2><strong>*</strong> genelkurmay başkanlığı’nın yanıtı<br />
17 kasım 2009</h2>
<blockquote><p>sayın hale özgür kıyıcı</p>
<p>04 ekim 2009 tarihli elektronik postanız incelenmiştir.</p>
<p>tarafımızdan çözümünü istemiş olduğunuz olayın yargıya intikal ettiği ve konu hakkında karar verilmiş olduğu görülmektedir. başvuruda yer alan iddiaların usulü dairesinde ilgili yargı yerlerinde ileri sürülmesi gereken hususlara ilişkin olduğu ve bu aşamada başvurunuza genelkurmay başkanlığınca yapılacak bir işlem bulunmadığı anlaşılmaktadır.</p>
<p>saygılarımızla.</p>
<p>genelkurmay başkanlığı</p></blockquote>
<h2><strong>*</strong> hale özgür kıyıcı’nın yanıta yanıtı<br />
17 kasım 2009</h2>
<blockquote><p>sayın genelkurmay başkanlığı</p>
<p>&#8220;taylan özgür&#8217;ü bir üsteğmen öldürmüştür. şu an üst düzey bir generaldir.&#8221; (çeteleşme kitabı s.244 yazar: em. kurmay yarbay talat turhan) bu kitap &#8220;devlet cinayet işlemiştir&#8221; iddiasına dayanak olarak yayınlanmıştır. taylan özgür&#8217;ün istanbul 5. ağır ceza mahkemesi dosya no: e.1973/ 141; k.1977/11 28.01.1977 günlü kararında yargılanan katil zanlısı polis memuru lisan çakıcı&#8217;nın beraat etmesinden yıllar sonra yayınlanmış ve yeni bir delil olarak bir basın toplantısında dönemin önemli gazetecilerinin önünde açıklanmıştır. ayrıca a. ü. siyasal bilgiler fakültesi 5 aralık 1990 tarihinde &#8220;kontr-gerilla&#8221; konulu bir sempozyumda tartışılmıştır.</p>
<p>ayrıca; yazar bu üsteğmenin yükselebileceği kadar yükseldiğini ve onun ismini sadece mit başkanına söyleyeceğini, gazeteci-yazar can dündar&#8217;la yaptığı bir söyleşide anlatmıştır. em. yrb. talat turhan’ın milliyet gazetesinde 16 kasım 1990’da gazeteci rafet ballı ile yaptığı söyleşi de kayıtlardadır.</p>
<p>bunca yıldır bu iddialara cevap arayan biz ailesi, defalarca makamınızdan bir cevap alamamanın sıkıntısını yaşadık. göndermek lütfunda bulunduğunuz bu cevap ise kabul etmelisiniz ki yasak savma kabilinden bir cevaptır. ikna edici olmadığı gibi bir gerçeği daha örtme çabası gibi algıladığımızı bilmenizi isteriz. tsk bünyesinde bir eli kanlı katilin varlığından söz eden e. yrb. talat turhan&#8217;ın niye sorgulayamadığınızı anlamak istiyorum.</p>
<p>altay tokat paşaya &#8220;onur&#8221; davası açan tsk’nın talat turhan&#8217;a eğer iddiaları doğru değilse, neden bu açıklamalardan dolayı bir dava açamadığını sormak da sanırım biz ailesinin en doğal hakkıdır. unutmayın ki; 1969&#8242;da üsteğmen olup, 1990&#8242;da üst düzey general olanlara baktığımda olayın ne kadar vahim olduğunun bilincindeyim. bu iddianın araştırılması dileği ve umuduyla.</p></blockquote>
Posted in gündem  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/simurg555.wordpress.com/2480/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/simurg555.wordpress.com/2480/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/simurg555.wordpress.com/2480/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/simurg555.wordpress.com/2480/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/simurg555.wordpress.com/2480/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/simurg555.wordpress.com/2480/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/simurg555.wordpress.com/2480/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/simurg555.wordpress.com/2480/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/simurg555.wordpress.com/2480/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/simurg555.wordpress.com/2480/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2480&subd=simurg555&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/18/genelkurmaydan-taylan-ozgur-yaniti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://mustafataylanozgur.files.wordpress.com/2008/09/mto063.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">mto063</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>gdo üzerine değil katır üzerine bir çeşitleme</title>
		<link>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/17/katir-uzerine/</link>
		<comments>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/17/katir-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Nov 2009 15:39:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[oyg]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurg555.wordpress.com/?p=2467</guid>
		<description><![CDATA[orhan yalçın gültekin
samatya-yedikule-kocamustafapaşa üçgeninde yetişmiş biri olarak yedikule surdışında kesilen &#8220;nallı kuzu&#8221;lardan bilmeden yemişliğim kesin vardır. hafif ekşimsi bir tat yakaladığımızda &#8220;hah, bu nallı kuzu&#8221; derdik. &#8220;nallı kuzu&#8221;nun eti gerçekten ekşimsi midir, bilemiyorum ama biz ayrımı böyle yapardık.
katır eti sakıncalı mıdır, değil midir, bilemeyeceğim. muhtemelen &#8220;nallı kuzu&#8221;ların bir bileşeni de katırlardı.

katırlarla da bir alıp veremediğim [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2467&subd=simurg555&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>orhan yalçın gültekin</strong></p>
<p><a href="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/oyg009.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-2094" title="oyg009" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/oyg009.jpg?w=125&#038;h=150" alt="oyg009" width="125" height="150" /></a>samatya-yedikule-kocamustafapaşa üçgeninde yetişmiş biri olarak yedikule surdışında kesilen &#8220;nallı kuzu&#8221;lardan bilmeden yemişliğim kesin vardır. hafif ekşimsi bir tat yakaladığımızda &#8220;hah, bu nallı kuzu&#8221; derdik. &#8220;nallı kuzu&#8221;nun eti gerçekten ekşimsi midir, bilemiyorum ama biz ayrımı böyle yapardık.</p>
<p>katır eti sakıncalı mıdır, değil midir, bilemeyeceğim. muhtemelen &#8220;nallı kuzu&#8221;ların bir bileşeni de katırlardı.<br />
<span id="more-2467"></span><br />
katırlarla da bir alıp veremediğim yoktur; severim kendilerini. hatta yalnızlığa mahkum halleri, niye şiirlere konu olmamıştır, anlayabilmiş değilim. şairler, şairliklerinden utansın.</p>
<blockquote><p>&#8220;bir katır gibi yalnızım<br />
sensizliğin ummanında<br />
nereye baksam<br />
nereye uzansam<br />
sen yoksun&#8230;</p>
<p>&#8220;bir katır gibi yalnızım<br />
önüm arkam sağım solum sobe<br />
uzatsam elimi tutmak için gelir misin?<br />
nerelerdesin?&#8221;</p></blockquote>
<p>bir katırın en baba şarkısı da şu olsa gerek:</p>
<blockquote><p>&#8220;yalnızım ben, çooook yalnızım<br />
buymuş benim alınyazım&#8230;&#8221;</p></blockquote>
<p><a href="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/11/katir.jpg"><img class="size-full wp-image-2468 alignleft" title="katir" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/11/katir.jpg?w=256&#038;h=192" alt="" width="256" height="192" /></a>katır, dişi at ile erkek eşeğin çiftleşmesinden ortaya çıkan bir mahlukat. gavurcada bir de &#8220;hinny&#8221; ya da jenny ve de jennet denilen bir mahlukat var -ki ben onun bizdeki karşılığını bulamadım- ve erkek at ile dişi eşeğin çiftleşmesinden vücut buluyormuş. ne ki bu hinny-jenny-jennet pek bir nadirmiş. araştırmalara göre dişi atın erkek eşekten döl alması daha kolaymış da dişi eşek bu konuda seçiciymiş, erkek attan nadiren döl alırmış.</p>
<p>malumunuz üzere atlar ve eşekler farklı sayıda kromozomlara sahip olduklarından iki farklı tür olarak sınıflandırılmışlar.</p>
<p>erkek katırların tamamı, dişi katırların da kahir ekseriyeti kısırmış.</p>
<p>her ne kadar doğada varsa da yani takdir-i tabiatsa da (ya da takdir-i ilahi) bu tür bir ürünün insanlar tarafından pek de makbul kabul edilmemeleri de anlaşılırdır.</p>
<p>katır, anasından da babasından da daha dayanıklı ve güçlüdür; çok daha fazla iş görür. amma velakin, uzun vadede çiftçi-ormancı-toplayıcı vb için arzu edilir olmaktan uzaktır. niye? çünkü üreyemez, türünü sürdüremez. öldüğünde yerine koyulacak bir döl veremez! yani uzun vadede verimsiz yatırımdır.</p>
<p>kim gider de çarşıdan-pazardan at ya da eşek almak dururken katır alır? bedava verseler, yeminin, suyunun karşılığını alamazsın, zira at ve eşekte o yem ve suyun karşılığı, yalnızca o at ya da eşeğin kendi başına ürettiği değer-iş değil ama kendi zürriyetidir de&#8230; yani sahibinin at ve eşek üzerindeki mülkiyeti aynı zamanda o at ve eşeğin zürriyeti -çocukları, torunları vb- üzerindeki mülkiyetidir de&#8230;</p>
<p>doğuramadığı varsayılan kadınların hemen &#8220;boş ol, boş ol, boş ol&#8221;lanmasının ardında da bu mantık yok mudur?</p>
<p>biraz da buradan yakalım&#8230;</p>
<p>not: bu yazının ilham kaynağı <a title="gdo'ya hayır platformu" href="http://www.gdoyahayir.org/" target="_blank">gdo&#8217;ya hayır platformu web sitesi</a>ndeki şu ifadelerdir:</p>
<blockquote><p><strong>gdo nedir?</strong></p>
<p><a href="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/11/gdo.jpg"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-2469" title="gdo" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/11/gdo.jpg?w=96&#038;h=96" alt="" width="96" height="96" /></a>gdo (genetiği değiştirilmiş organizmalar) kısaca genetik mühendisliği ile bir canlıya başka bir canlı türünden gen aktarılarak yeni bir canlı organizma yaratılması olarak tanımlanabilir. gen aktarılan canlının dna&#8217;sı değiştirilmekte, kendi türünde olmayan özellikler edinmektedir.</p>
<p>canlılar dogal süreçler içinde de değişikliğe uğrarlar. bugün gıda olarak yediğimiz bitkilerin hemen hemen hepsi, insanların müdahelesi ile ya da doğal süreçler sonucu gelişerek, bugünkü özelliklerini kazanmış, çeşitlenmiş, zenginleşmiştir. ancak bu değişiklikler aynı türün farklı çeşitleri arasında melezlenmeler ile oluşmuştur. doğada farklı türler arası genetik alışveriş yoktur. <em>bilinen tek örnek at ve eşeğin çiftleşmesinden olan katırdır, ki o da kısır bir hayvandır, üreyemez.</em></p></blockquote>
Posted in oyg  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/simurg555.wordpress.com/2467/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/simurg555.wordpress.com/2467/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/simurg555.wordpress.com/2467/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/simurg555.wordpress.com/2467/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/simurg555.wordpress.com/2467/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/simurg555.wordpress.com/2467/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/simurg555.wordpress.com/2467/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/simurg555.wordpress.com/2467/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/simurg555.wordpress.com/2467/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/simurg555.wordpress.com/2467/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2467&subd=simurg555&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://simurg555.wordpress.com/2009/11/17/katir-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/03/oyg009.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">oyg009</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/11/katir.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">katir</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/11/gdo.jpg?w=96" medium="image">
			<media:title type="html">gdo</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>yargı, “kendini” yaralıyor…</title>
		<link>http://simurg555.wordpress.com/2009/10/17/yargi-kendini-yaraliyor/</link>
		<comments>http://simurg555.wordpress.com/2009/10/17/yargi-kendini-yaraliyor/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 17 Oct 2009 05:04:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[yakup kepenek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurg555.wordpress.com/?p=2451</guid>
		<description><![CDATA[prof. dr. yakup kepenek
toplumsal dokunun en sağlam olması gereken bağlantı “teli” adalettir.
eğer bu tel incelirse, kopacak duruma gelirse ve adalet duygusu yerle bir olursa toplumu bir arada tutan ana tel kopar.
toplumun yaşadığı ekonomik adaletsizlikleri, yolsuzlukları, işsizliği, yoksullaşmayı; eğitim ve sağlıktaki eşitsizlikleri; bürokrasideki haksızlıkları… bir tarafa bırakalım.

yargının özellikle 12 eylül sonrasında olumsuz yöndeki evrimine; onlarca işleyeni [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2451&subd=simurg555&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>prof. dr. yakup kepenek</strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1686" title="yakupkepenek" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/02/yakupkepenek.jpg?w=125&#038;h=150" alt="yakupkepenek" width="125" height="150" />toplumsal dokunun en sağlam olması gereken bağlantı “teli” adalettir.</p>
<p>eğer bu tel incelirse, kopacak duruma gelirse ve adalet duygusu yerle bir olursa toplumu bir arada tutan ana tel kopar.</p>
<p>toplumun yaşadığı ekonomik adaletsizlikleri, yolsuzlukları, işsizliği, yoksullaşmayı; eğitim ve sağlıktaki eşitsizlikleri; bürokrasideki haksızlıkları… bir tarafa bırakalım.<br />
<span id="more-2451"></span><br />
yargının özellikle 12 eylül sonrasında olumsuz yöndeki evrimine; onlarca işleyeni bulunmayan cinayetin karanlıkta bırakılmış olmasına ve diğer aksaklıklarına da bakılmasın.</p>
<p>ergenekon ve dink duruşmalarında yaşananların toplumun “adalet duygusunu” en azından zedelediği gerçeğini; kimi soruşturmalarla ilgili büyük soru işaretlerini ve kimilerinin “gizlilik” içinde yürütülmesinin adalet duygusuna verebileceği zararları; iletişim alanında konulan “yasakları”…da bu yazının dışında tutalım.</p>
<p>yine de, çıkan son üç karar hiçbir biçimde göz ardı edilemez niteliktedir.</p>
<p>birincisi, geçen ay, 22 eylül’de, beş yıl süren bir cinayet davası sonuçlandı.</p>
<p>yargıtay ceza daireleri genel kurulu, güvenlik güçlerine “taş atan” kalabalığa “yedi kurşun” sıkarak bir kişinin ölümüne neden olan askere “bölgenin özellikleri gerekçesiyle” ceza verilemeyeceğine hükmetti. başsavcı ve yarsav-yargıçlar ve savcılar birliği başkanı -dinci basının hedef göstermekten çekinmediği- ömer faruk eminağaoğlu’nun gerekçeli “itirazına” bakılmaksızın, sanığa “beraat” kararı çıktı.</p>
<p>başsavcının bile itiraz ettiği bu karar sonucu toplumda adalet duygusunun yara almadığı söylenebilir mi?</p>
<p>ikincisi, yaklaşık on gün önce, bu kez anayasa mahkemesi, bir karar aldı. ilköğretim 5. sınıfı bitirenler için tatil döneminde yaz kuran kursları açılmasını öngören ve kuran kursu konusunu yönetmeliklere bırakan kanun maddelerinin iptal edilmesini danıştay idari dava daireleri kurulu anayasa mahkemesinden istemişti. anayasa mahkemesi bu isteği reddetti.</p>
<p>böylelikle, 11-12 yaşındaki çocukların, zihinsel, ruhsal ve belki de bedensel gelişmelerini olumsuz etkileyebilecek bir sürecin önü açılmış oldu; çocukların “tatil yapma” ve tatilde dinlenme hakkı ellerinden alındı. anayasa mahkemesinin ya da herhangi bir mahkemenin “çocuk haklarını” ortadan kaldıracak bir oluşuma evet demeye; bir hakkın “gasp” edilmesine yol açmaya hakkı olabilir mi? kaldı ki iki en üst yargı organının bir konuda çelişkili kararları adalet kavramıyla bağdaşır mı?</p>
<p>üçüncüsü, aynı günlerde yargıtay hukuk genel kurulu bir karar verdi. nobel ödüllü yazar orhan pamuk’a, ermeni soykırımı savları bağlamında söylediği sözler nedeniyle, açılan tazminat davasını yerel mahkeme reddediyor. yargıtay’ın ilgili dairesi, yerel mahkemenin kararını “oy çokluğuyla” bozuyor; yerel mahkeme kararında direniyor; bu kez yargıtay hukuk genel kurulu, yargıtay’ın ilgili dairesinin bozma kararına uyuyor ve vatandaş olan “herkesin” maddi tazminat davası açabileceğine karar veriyor; pamuk’un karara karşı yaptığı itiraz da reddediliyor.</p>
<p>kararın, yargıtay ceza genel kurulunun bir kararıyla çelişip çelişmediği ya da hukukun temel ilkleri açısından değerlendirilmesi büyük önem taşıyor.</p>
<p>düşünce özgürlüğünü çok olumsuz etkileyebilecek olan bu kararın hak ve adalet duygusuyla bağdaştırılmasına olanak var mı?</p>
<p>***</p>
<p>her üç karar süreci, yargının kendi iç işleyişinin çok sancılı olduğunu kanıtlıyor.</p>
<p>ayrıca hangi anlayışla bakarsanız bakın, bu kararlar toplumun “adalet duygusunu” daha da aşındırır.</p>
<p>yargı yaralıdır. bu yarayı “bakım ve onarıma” alması gereken, kesinlikle “yargının kendisi” olmalıdır.</p>
<p>yargının organları ve kurumları, yargıçların, savcıların ve avukatların örgütleri, özellikle türkiye barolar birliği sorunu tartışmalı ve yarayı iyileştirmenin yolunu bulmalıdır.</p>
<p>onlar kendilerini düzeltmezse birileri “reform” adı altında yargıyı düzeltir!</p>
<p>ve o birileri, düzeltirken “yargıya ne yaparlarsa yapsınlar” toplumun gözünde “haklı” olurlar. o durumda yıkımın “sorumlusu” kimler olur?</p>
<p>yargının topluma da kendine de bu haksızlığı yapmaya hakkı yoktur!</p>
Posted in yakup kepenek  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/simurg555.wordpress.com/2451/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/simurg555.wordpress.com/2451/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/simurg555.wordpress.com/2451/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/simurg555.wordpress.com/2451/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/simurg555.wordpress.com/2451/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/simurg555.wordpress.com/2451/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/simurg555.wordpress.com/2451/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/simurg555.wordpress.com/2451/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/simurg555.wordpress.com/2451/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/simurg555.wordpress.com/2451/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2451&subd=simurg555&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://simurg555.wordpress.com/2009/10/17/yargi-kendini-yaraliyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/02/yakupkepenek.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">yakupkepenek</media:title>
		</media:content>
	</item>
		<item>
		<title>50. yıl…</title>
		<link>http://simurg555.wordpress.com/2009/10/12/50-yil/</link>
		<comments>http://simurg555.wordpress.com/2009/10/12/50-yil/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Oct 2009 14:08:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>simurg</dc:creator>
				<category><![CDATA[yakup kepenek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://simurg555.wordpress.com/?p=2447</guid>
		<description><![CDATA[prof. dr. yakup kepenek
odtü ekonomi bölümü kuruluşunun 50. yılını yaşıyor.
ekonomi bölümünün tarihsel gelişimi ve özellikle de 12 eylül nedeniyle uğradığı kayıplar ayrıca irdelenmelidir. bölümün, lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde nitelikli öğrenci yetiştirmedeki becerisini; yurt içinde ve dışında yapılan bilimsel yayımlarını ve diğer toplumsal hizmetlerini burada sıralama olanağı bulunmuyor.

kuruluş etkinlikleri çerçevesinde bir önceki cuma günü, [...]<img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2447&subd=simurg555&ref=&feed=1" />]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<div class='snap_preview'><br /><p><strong>prof. dr. yakup kepenek</strong></p>
<p><img class="alignleft size-full wp-image-1686" title="yakupkepenek" src="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/02/yakupkepenek.jpg?w=125&#038;h=150" alt="yakupkepenek" width="125" height="150" />odtü ekonomi bölümü kuruluşunun 50. yılını yaşıyor.</p>
<p>ekonomi bölümünün tarihsel gelişimi ve özellikle de 12 eylül nedeniyle uğradığı kayıplar ayrıca irdelenmelidir. bölümün, lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde nitelikli öğrenci yetiştirmedeki becerisini; yurt içinde ve dışında yapılan bilimsel yayımlarını ve diğer toplumsal hizmetlerini burada sıralama olanağı bulunmuyor.<br />
<span id="more-2447"></span><br />
kuruluş etkinlikleri çerçevesinde bir önceki cuma günü, “bunalım, dünya ekonomisini yeniden yapılandırma ve türkiye”	 konulu uluslar arası bir toplantı düzenlendi.</p>
<p>toplantıda sunulan bildiriler <a href="http://alumni.econ.metu.edu.tr" target="_blank">http://alumni.econ.metu.edu.tr</a> adresinde yer alıyor; oradan kolayca izlenebilir.</p>
<p>yazıda, toplantının yarattığı bazı çağrışımlar üzerinde duracağım.</p>
<p>sabahtan akşam 18.00’e dek süren oturumlarda, denilebilir ki ilgi hiç eksilmedi; 836 oturma kapasiteli kemal kurdaş salonu, tıklım tıklım doluydu. üçü yabancı olmak üzere dokuz konuşmacıyı, yalnız ankara değil çevre illerin üniversitelerinden gelen, öğrenciler, öğretim üyeleri ve eski mezunlar dinlediler; soru ve yorumlarıyla da tartışmalara katıldılar. yoğun ilgi, güncel sorunların bilimsel bir çerçevede irdelenmesinin ne kadar büyük bir gereksinim olduğunun kanıtıdır.</p>
<p>toplantı, ekonomi kuramının, “ders kitaplarında yer alan”, neoklasik da denilen biçiminin yaşanmakta olan ağır küresel ekonomik bunalım karşısındaki durumunun ele alınmasını sağladı. konuşma ve tartışmalarda, bunalım bağlamında, ekonomideki iki ana alanın, “finans” ve “üretim” dünyalarının ilişkileri üzerinde duruldu.</p>
<p>egemen ekonomi kuramı, bilindiği gibi, piyasayı esas alır; “piyasanın yanlışlarını yine piyasanın düzelteceği inancına” dayanır.</p>
<p>yalnız 50. yıl toplantısına katılan konuşmacı ve tartışmacılar değil, hafta başında istanbul’da toplanan dünya bankası ve ımf çevrelerinde yer alan piyasacı kuramın en ateşli savunucuları, “piyasanın yanlışlarını yine kendisinin düzeltemediği gerçeğini artık kabul ediyor.</p>
<p>üretim ekonomisinden çok para piyasalarını başlıca konusu sayan geçerli ekonomi kuramı, bırakınız, azgelişmiş/ gelişmekte olan ülkelerin ya da süslü deyimiyle “yükselen piyasa ekonomilerinin” nasıl gelişeceğini açıklamayı, doğum yeri olan “gelişmiş ekonomilerin” neden ve nasıl bunalıma sürüklendiklerini ve buradan nasıl çıkılacağını açıklamada da başarısız kalıyor.</p>
<p>bunalımın “anlaşılmasında yaya kalan” ekonomi kuramı doğal olarak, geleceğe dönük anlamlı kestirim, öneri ve öngörülerde de bulunamıyor.</p>
<p>“ağır bunalım” yalnız ülke ekonomilerinde değil, neoklasik, yani, egemen ya da ders kitabı düzeyinde geçerli ekonomi kuramında, asıl onda, yaşanıyor.</p>
<p>ekonomi kuramında yaşanan bu “ ağır kırılma”, yeni kuramsal arayışları da ateşliyor.</p>
<p>küresel bunalımın açıklanmasında, hangi kuramsal yaklaşımlardan yararlanılabileceği tartışmaları hızla artıyor ve yoğunlaşıyor. ekonomi kuramıyla uğraşanlar, ders kitaplarına “giremeyen” ya da ana akımlardan “dışlanan” kuramlara her zamankinden daha çok başvuruyor; bununla da kalmıyor yeni yaklaşımlar oluşturmaya çalışıyor.</p>
<p>bir taraftan okutulan ekonomi kuramının eksikleri irdelenirken bir taraftan da ana akımın dışında tutulan kuramların ekonomik bunalımı yorumlamada kullanılmaları kaçınılmaz oluyor.</p>
<p>ancak piyasacı kuramla ilgili olarak bir gerçek var. onu da yabancı katılımcılardan biri bir anekdotla anlattı:</p>
<p>kuş beslemeye meraklı bir ingiliz kuşçu dükkânına gider ve bir papağan satın alır. eve gelir. ertesi sabah bir de ne görsün, papağan ayakları havada sırt üstü yatıyor. kafesi kaptığı gibi kuşçuya koşar.</p>
<p>satıcıya, “bana ölü papağan vermişsin; bunu al ve paramı geri ver” der.</p>
<p>satıcı, gayet soğukkanlı: “papağan ölü değil, dinleniyor” diye karşılık verir.</p>
<p>az sayıda taraftarı tarafından canlı tutulmak istense de, ders kitabı biçimiyle ekonomi kuramı da dinleniyor!</p>
<p>***</p>
<p>yanlış anlaşılmasın; neoklasik ekonomi kuramının ve onunla ilgili tekniklerin geçmişte de çok iyi öğretildiği odtü ekonomi bölümü, kuruluşunun 50. yılında da, çok da ileri düzeyde nitelikli eğitime ve bilimsel üretime yelken açıyor.</p>
Posted in yakup kepenek  <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gocomments/simurg555.wordpress.com/2447/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/comments/simurg555.wordpress.com/2447/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godelicious/simurg555.wordpress.com/2447/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/delicious/simurg555.wordpress.com/2447/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/gostumble/simurg555.wordpress.com/2447/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/stumble/simurg555.wordpress.com/2447/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/godigg/simurg555.wordpress.com/2447/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/digg/simurg555.wordpress.com/2447/" /></a> <a rel="nofollow" href="http://feeds.wordpress.com/1.0/goreddit/simurg555.wordpress.com/2447/"><img alt="" border="0" src="http://feeds.wordpress.com/1.0/reddit/simurg555.wordpress.com/2447/" /></a> <img alt="" border="0" src="http://stats.wordpress.com/b.gif?host=simurg555.wordpress.com&blog=4886691&post=2447&subd=simurg555&ref=&feed=1" /></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://simurg555.wordpress.com/2009/10/12/50-yil/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
	
		<media:content url="http://1.gravatar.com/avatar/dc7a6c3528f6f5389f13cf834b66224c?s=96&#38;d=http%3A%2F%2F1.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D96" medium="image">
			<media:title type="html">simurg</media:title>
		</media:content>

		<media:content url="http://simurg555.files.wordpress.com/2009/02/yakupkepenek.jpg" medium="image">
			<media:title type="html">yakupkepenek</media:title>
		</media:content>
	</item>
	</channel>
</rss>